Yeni Bir Başlangıç

Bugün 1 Mayıs. Yeni ayın ilk günü. Ve yeni bir başlangıç yapmak için ideal bir gün. Onun için bu günü kaçırmak istemedim ve derin anlamlar yükledim bugüne. Bu da günümün daha iyi ve daha güzel geçmesine vesile oldu. Üstelik bugün her zamankinden daha farklı. Çünkü bugün benim hayatımın bir dönüm noktası. Diğer bir deyişle benim evliliğimin ilk günü. Ve yeni başlangıçlar için harika bir gün. Ve bu kararları ben artık yalnız almayacağım. Bunun için kendimi şanslı ve bir o kadar da mutlu hissediyorum.

1 Mayıs 2019/ Çarşamba

Kitaplarla Dostluğum

Kitaplar, insanın en sadık dostudur. Tıpkı sadık bir sevgili gibidir onlar. Siz onları zaman zaman ihmal etseniz de onlar size hiçbir zaman darılmazlar. Ne zaman gitseniz yanlarına hemen sunarlar en güzel, en özel bilgilerini. Bu özellikleri onları her zaman mükemmel bir dost yapmıştır benim gözümde.O yüzden çok eskiye dayanır benim kitaplarla dostluğum. Bunu daha iyi anlamak için ilkokul yıllarına gitmemiz gerekecek sanırım.

Okumayı yeni yeni öğrendiğim günleri henüz yeni geçmiştik. İçimde okumaya dair büyük bir merak vardı. Elime ne geçse açar hemen okurdum. Okuduğum kitapların içeriği benim için hiç önemli değildi. Bu bazen tarihi konulu bir kitap, bazen ders kitabı, bazen de bir hikaye olurdu. Okuma hevesimi daha o zamanlar keşfeden öğretmenlerim beni ellerinden geldiği kadar destekliyor, yeni kitaplarla tanışmamı sağlıyorlardı. Ama benim gibi okumaya aç bir kitap kurduna bir süre sonra onlar da yeterli gelmeyecekti. Ben de çareyi arkadaşlarımdan kitap satın almakta bulmuştum. Tam hatırlamıyorum ama ya üçüncü sınıf ya da dördüncü sınıf olacağım ilk kitabı aldığım zaman. Arkadaşım Oğuz’dan aldığım ilk kitabı, Kemalettin Tuğcu’nun Güngörmüşler’ini, asla unutamam. Babamın verdiği 100 bin lira harçlığımın tamamını ona vermiştim. Elimde param kalmadığı için biraz üzüldüm ama bir kitabım olduğu için çok sevinmiştim.

Kitaplarla olan dostluğum ilk satın alma girişiminden sonra katlanarak arttı.Yaşım büyüdükçe daha bilinçlendim ve üstelik okuduğum kitaplara sahip olma arzusu uyandı içimde. Ortaokul, lise ve üniversite yıllarında bu hep devam etti. Artık hem okuyor hem de kütüphaneme koyacağım diyerek yeni kitaplar satın alıyordum. Üniversiteyi bitirip öğretmen olarak çalışmaya başladığımda bine yakın kitabım vardı. Üstelik bu kitapların hepsini okumuş, sonra da almıştım. Güzelim kitaplara sahip olduğum için o kadar mutluyum ki, ne zaman canım sıkılsa açar bir iki satır okur, huzur bulmaya çalışırım. Onların bambaşka bir dünyası var ve bu dünya beni her zaman cezbediyor.Diğer bir deyişle insanlarda bulamadığım sıcaklığı onlarda buluyorum, bu da beni kitaplara daha da yaklaştırıyor. İyi ki kitaplar var,iyi ki onlar benim dostum.Lütfen siz de kitaplarla dostluğunuzu en yakın zamanda gözden geçirin. Çünkü onların dostluğunu kazanmak size çok şey kazandıracaktır. Bundan asla şüphe etmeyin.

24.04.2019/ Nazilli

Sen Ağustos Ben Eylül

 

Sen ağustos ol

Ben eylül bu gece

Yaşanılanlar bir bilmece

Gel artık haydi sessizce

 

Çalmana lüzum yok kapıyı

Sensizlik kapatır mı yarayı

Gel artık ey sevgili

Uzatma daha fazla arayı

 

Sen ağustos ol

Ben eylül bu gece

Yaşanılanlar bir bilmece

Gel artık şimdi gizlice

(Necati Dilek)

Tatlı Bir Telaş: Düğün

Düğün…Her gencin hayalini süsleyen tatlı fakat bir o kadar da yorucu bir telaştır.Yorgunluğu, yapılacak işlerin çokluğundan ileri gelir.Neler yok ki bunun içinde. Gelinlik alınacak hop dükkan dükkan dolaş,mobilyalar alınacak hop gezmeye devam. Davetiyeler bastırılacak arkadaşlardan fikir al,aileye danış, karar ver yok yok beğenmedik sil baştan yeniden bakalım. Öyle bir yere bakmakla olmaz bu işler. Farklı farklı yerlere bakın ki aradaki fiyat farkını ve kalitesini öğrenin. Hata kaza uyduruk bir şeyler almayın,yaptırmayın. Ne de olsa gelin damat evi olacak. Bu sizin en mutlu
gününüz olacak, onun için her şeyin mükemmel olması gerekiyor.Öyleyse durmak yok, çarşı pazar gezmeye devam.

Tam benim dediğim niyetteyseniz okuldan sonra size durmak yok.Eve gelip daha tam soluklanamadan hemen çarşı pazar dolaşmaya devam edeceksiniz.Çünkü
evlenecek birisinin evde durması miskinlikmiş. Bunu yaptıysanız her türlü tribe hazırlıklı olun. Yok hiçbir şey yapmıyorsun, yok evlenme niyetinde değilsin sen falan filan. Siz daha olayı anlamadan suçlu ilan edilmişsinizdir. Hayırlı olsun.Kafanız rahat(pek mümkün değil ama) olarak günlerinizi geçirmek niyetindeyseniz hiç itiraz etmeyin.Nişanlınız,sözlünüz ne isterse onu yapın.Çünkü kadınların düğün konusunda hiç affı yok, her fırsatta burnunuzdan getirirler bilesiniz.

Bu yollardan yeni yeni geçen birisi olarak size tavsiyem:Bu anların tadını çıkarın.Eşinizle,nişanlınızla ufak tefek sürtüşmeler,tartışmalar ve hatta işin içinden çıkamamalar olabilir elbette. Ama yaşadığınız tüm bu sıkıntılar sizin evliliğinizin başlangıcı olacak ve kısa süre sonra son bulacak. O hayalinizi kurduğunuz mutlu yuvaya bu yollardan geçeceksiniz.Öyleyse keyfini çıkarın.Evlilik hazırlığı yapan tüm çiftlere kolaylıklar diler,bir ömür boyu mutlu olmalarını canı gönülden temenni ederim.
18.04.2019

 

Hayata Dair Yazılar

”Anı Yaşamak”(1)

Yaşadığımız hayat, sürprizlerle doludur.Ve her zaman insanın istediği şeyler olmuyor.İstenmeyen şeylerle de karşılaşabiliyoruz bu hayatta.Böyle bir durum
karşısında hemen hemen hepimiz afallar kalır,kendimizi bir çıkmazın içinde buluruz.Bu durum, o an içinde bulunduğumuz anı etkileyeceği gibi sonrasını da muhakkak etkileyecektir.Yani biz hem anımızı heder etmiş olacağız, hem de gelecekteki anımızı…Yaşadığımız olumsuzlukları engelleme gücümüz olmayabilir.Biz istesek de istemesek o durumu yaşayacağızdır bazen. Öyleyse durduk yere kederlenmeye, kendimizi sıkıntıya sokmaya ne gerek var. Bazen her şeyi akışına bırakmak en doğrusudur.Böylelikle yaşadığımız anı heder etmemiş olur, hem de gelecekteki anımızı tasasını şimdiden yaşamamış oluruz. İnanın bu bizi fazlasıyla rahatlatacaktır.Yolunda gitmeyen bir hayatın içinde bazı şeyleri akışına bırakmak hepimize çok iyi gelecektir. O yüzden içinde bulunduğunuz anı doyasıya yaşayın. (18.04.2019)

Açıköğretim ve Üniversite Bitirmeye Dair

Hafta sonu binlerce öğrenci gibi benim de sınavım vardı. Okuldan okula koştururken iki günümü yedim. Hem de yıllar sonra derslere geri dönerek.Gerçi sınavlara pek
çalıştığım söylenemez ama yine de iyi bir vize dönemi geçirdiğim söylenebilir. Bu durumun ortaya çıkmasında eski bilgilerimin katkısı ve benim sınava rahat rahat
girmemin etkisi olduğunu düşünüyorum. Bu yazıyı aslında sınavımın ne kadar iyi geçtiğini anlatmak için yazmadım. Ne kadar öğrencinin sınava girdiğini hatırlatmak
ve eğitimde ne durumda olduğumuzu göstermek için yazdım.

Hafta sonu Türkiye’de hayat durdu resmen. On binlerce öğrenci kimisi ikinci bir üniversite okuyup kendine yeni bir iş kapısı açmak için, kimisi de çeşitli sebep-
lerden dolayı bitiremediği üniversite eğitimini tamamlamak ve bir yerlere gelebilmek için girdi bu sınava.Açıktan okumanın rahat olması öğrenci sayısını artırıyor
olabilir ama gözardı edemeyeceğimiz bir gerçek daha var ki: O da üniversitelerden mezun olan gençlerimizin pek çoğunun okuduğu bölümü boşuna okumuş ya da okuyor
olduğudur.Çünkü yaşını başını almış insanlar bir umudun peşine takılıp eline diplomayı almayı hayal ediyor. Bunu nerden biliyorsun diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
Gözlemlerim diyeyim.Evet,bu ciddi bir tespit zannımca.Ama bazı şeylerin doğruluğu su götürmez bir gerçektir.Zevkine okuyanları çıkardıktan sonra bile on binlerce
genç hala bu sınavlara bel bağlayıp bir şeyler bekliyorsa düşünmek lazım: Bunların çoğu daha önce örgün bir üniversite bitirmiş ama kendi alanıyla iş bulamamış
eğitimli gençler.Bunların içinde öğretmenlik bitiren de var,mimarlık bitiren de, çocuk gelişimi bitiren de…Peki ne olacak bu gençlerin hali?

Yaş otuzu bulan, hatta aşan bu insanların pek çoğu evine ekmek götürme derdinde. O yüzden kendi alanı dışında bir işte asgari ücretle kendinden eğitim olarak
kat kat alt seviyede olan patronun ağzının kokusunu çekmek zorunda kalan insanlar. Sırf karnını doyurmak için katlanıyorlar bu ağır çalışmaya. Hem de hiç insanca
olmayan şartlarda. Yazık değil mi peki onca eğitimli gence? Yıllarca okusun,didinsin sonra parası var diye lise mezunu bir adama para kazandırsın. Bu insanın
oldukça zoruna giden bir durum. Mecburen katlanılan bu duruma son vermek için büyük umutlar bağlanılan yeni bir üniversite bitirme sevdası, hayali peki bu
gençlerin sorununa çözüm olabilecek mi? Yoksa girilen bu sınavlar onlara sadece bir diploma kazandırıp başka bir şey kazandırmayacak mı?Bu soruyu sadece açıktan
üniversite bitirenler için sormayalım, çıtayı biraz daha yükseltip örgün üniversite bitiren işsizler ordusu için de soralım. On binlerce öğretmen adayı,iibf’li
gençler ve diğer işsiz kalan üniversiteliler ne olacak sizin bu haliniz? Her köşeye üniversite açıp sonra dağ gibi işsizleri görmezden gelmek ne kadar mantıklı?
Sizce de devletin buna bir çözüm üretmesi gerekmez mi?İş imkanı yoksa niye aynı bölümden her yere açıyorsun?Ve daha niceleri… İnsanı düşünmeye, düşündürmeye
sürüklüyor.Düşünmek gerekiyor çünkü onca emek var, onca umut var. Düşünmek gerekiyor, hayatının baharında umudunu yitirmiş binlerce genç var.

14.04.2019/NECATİ DİLEK

Kelimelerle Nefes Almak

Yağmurlu bir nisan sabahı yorgun,uykulu ve karmakarışık duygularla evden çıktım. Ayaklarım beni geriye doğru sürüklemeye çalışsa da güç bela okula gittim. Derdimi,tasamı dışarıda bırakıp dersime girdim. Buna mecburdum çünkü bu benim ekmek kapım. Benden bir şeyler bekleyen öğrencilerim vardı. Gitmemezlik edemezdim.Her şeyi unutup derse odaklandım. Bunda büyük oranda da başarılı oldum. Çünkü bu durumu ilk kez yaşamıyordum üstelik duygusallık bana bir şey kazandırmayacaktı.

Ama aklım beni sıkan derdime takılmıyor değildi yine de. Bir şey yokmuş gibi davranmaya çalışarak rol yapıyordum aslında. Ama gel gör ki, içimde kopan fırtınaları sadece ben biliyordum.Beni sıkan bu dertten bir an önce kurtulmalıydım. Fakat bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum.Her geçen dakika bana ızdırap olmaya başlamıştı.Düşünceler kafamın etrafında yerli yersiz dolaşıyor ben nefes alamıyordum.Sabahki yorgunluğumdan eser yoktu ama rahat değildim.
Pencereme tık tık vuran yağmur damlaları beni daha da cezbediyordu yazmaya.Üstelik kasvetli yalnızlığım yoktu yanımda.Buğusu başından aşan tavşan kanı çayım
vardı, kız belli bardağımda. Melankolime gömülmek için her şey hazırdı.Bunu düşünmek bile bana keyif veriyordu.

Tabi keyfimin sürekli olması için masama oturup kelimelere gömülmem gerekecekti. Bunu da anca öğle tatilinde yapabilirdim. Herkes yemek telaşına düşmüşken
ben rahat rahat kelimelerin gizemli dünyasına gömülüp nefes alabilecektim.Bunu akıl edip düşünmek yetti bana o an. Sabredip öğle tatilin olmasını bekledim.
İşte şimdi her şey hazırdı.Ve ben, beklediğim gizeme bürünmüş başka aleme geçmiştim.Kafamdaki kara bulutlar dağılmış, kendime gelmiştim. İşte buydu benim
için yaşamak. Kelimelerin dünyasında rahat rahat dolanıyor,nefes alabiliyordum. Sanki yeniden doğmuş gibi olmuştum orada. Yazmak o an, bana hayat kurtarıcı
bir ilaç gibi geldi. Her şey şimdi daha güzel ve daha anlamlıydı. Sait Faik’i şimdi çok daha iyi anladım ve hak verdim.Yazmasam ölmezdim belki ama yaşayan bir ölüden farksız olacaktım bundan eminim. Ve dedim ki sonra kendime: İyi ki yazmışım.
10.04.2019/Necati Dilek

Gönül Kırgınlıkları ve Biz

İnsan, hayat mücadelesinde her zaman haklı çıkmaz, çıkamaz.Bazı şeyleri sineye çekmek gerekir çoğu zaman. Her ne kadar haklı olsan da senin doğruların olsa da karşında söz geçiremeyeceğin sert kayalar vardır. İşte onlar karşısında suspus kalırsın. İçin içini yese de çaresiz kalırsın. Çünkü onlar en sevdiklerindir. En yakınlarındır.

Başkalarına esip gürleyen sen, en yakınlarına sesini çıkaramazsın ya da öyle gözükürsün. Çünkü konuşsan ortam daha da gerilecek, sevdiklerin ve sen incineceksiniz. İşte bu yüzden susmak en iyi şey olur bazen. Bu durum Fuzuli’nin meşhur sözünü getirdi aklıma ”Konuşsam tesiri yok, sussam gönül razı değil.”Ama işte gönül razı olmak zorunda kalıyor burada. Gönül kırgınlıkları paramparça etse de dört bir yanımızı en doğru yol bu. Peki sen paramparça olurken susmak neden sana düşsün? Sen niye feda ediyorsun kendini?

Aslında feda etme gibi durum yok ortada. Sadece naif bir yüreğin yapması gerekeni yapıyoruz. Belki biz kırılıyoruz, üzülüyoruz hatta içimiz kan
ağlıyor bile olabilir. Ama ya sevdiklerimiz? Bu ince yüreğimiz dayanır mı onların üzülmesine,onların kırılmasına. İşte bu yüzden çoğu zaman sineye
çekiyoruz yaşanmışlıkları, tatsız olayları. Kabulleniyoruz haklıyken haksızmış gibi görünmeyi. Bu bizim saflığımızdan değil,yüreğimizin kocaman oluşundan ileri gelmektedir.Hem affetmek ve unutmak iyi insanların intikamı değil midir? Belki içten içe haklı oluşumuzun kazandığı zaferi kutluyoruzdur kendimizce kim bilir?
08.04.2019/ Necati Dilek

Önce Seçim, Şimdi Geçim

Heyecan dolu bir seçim geride kaldı. Aylardır her şeyi bir kenara bıraktık seçime odaklandık. Yok kime oy vereyim, hangi aday daha iyi hizmet eder vs.vs. Bu durum kısa bir süre de olsa hayatımızın merkezine oturdu ve ona yön verdi. Siyasiler türlü vaatlerle vatandaşın oyunu alıp koltuklarına yerleştiler. Geriye kafaları şişiren bangır bangır müzikler ve renkli parti bayrakları kaldı. Peki ya sonuç? Şimdi ne olacak?

Atı alan Üsküdar’ı geçti. Artısıyla eksisiyle demokrasinin yegane temeli seçimler yerine getirildi. Hak eden, iyi olan sandığa göre başkanlık koltuğuna oturdu. Bunu abartıp kavga, dövüş ve hatta ölümle sonuçlandıranlar olduk ne yazık ki. Bunlar demokrasi bilincinin eksikliğinden olsa gerek. Değdi mi bir oy için ölmeye? Yazık ki ne yazık. Keşke bunlar hiç yaşanmasaydı diyoruz ama iş işten geçti. Giden canlar geri gelmeyecek.Ölen öldüğüyle, öldüren öldürdüğüyle kaldık ne yazık ki. Ne diyelim Allah affetsin.

E her şey bitti işte. Seçim seçim dedik, o da bitti. Kaldı mı şimdi geriye geçim?Elektrik, su, doğalgaz, yeme içme vs. Uğraşın şimdi bunlarla. Çarşı pazar cep yakıyor hala, vatandaş ucuz bir şeyler arıyor, yok. Benzine, motorine zam üstüne zam geliyor. Ekonomi sallantıda, vatandaş endişeli. Ne olacak bu yolun sonu demekten alamıyor kendini. Sahi ne olacak bizim bu halimiz?

Ne mi olacak? Üreteceğiz. Üretmeden tüketmeye alışmayacağız. Elin yaptıklarına, ürettiklerine, hazıra konmadan üreteceğiz. Ter akıtacağız. Millet olarak bunu yaparsak başarırız. Yoksa iki yakamız bir araya gelmez, endişe ve korku içinde yaşayıp gideriz birilerine bağımlı olarak. Tabi buna da yaşamak denirse.

3.04.2019/ Necati Dilek

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑