Garip İnsanoğlu

Ne garip bir varlıksın sen,ey insanoğlu? İnsanoğlu kimdir? Bana göre dünyadaki canlıların en garibidir. El kadar dünyaya gelir, dünyayı elde etmeye çalışır; dur durak bilmez, gece gündüz koşturur. Öyle bir hal alır ki, kendini dünyanın hakimi sanır. Kazanmak için çabalar durur, içindeki hırs hiçbir zaman bitmez ama kendini bitirir.

Hiç güçten kesilmeyecekmiş gibi hiç ölmeyecekmiş gibi devam eden bu tempo vücut iflas edinceye kadar devam eder. Vücut iflas edince hiçbir şeyin önemi kalmaz. Nasıl ki,doğduğunda pislik içinde başkalarına muhtaç halde yaşıyorsa elden ayaktan kesilince de öyle başkalarına muhtaç halde yaşamaya başlar.

İşte bu kadar basit aslında hayat denen bu döngü. Yıllar geçtikçe başa dönüyorsun; ama adı farklı.İlkinde çocuksun, sonunda ihtiyar. Ama yine de her daim başkasına muhtaçsın.

20.08.2019/ Necati Dilek

17 Ağustos

Bugün 17 Ağustos 2019. Sıradan bir ağustos günü ve üstelik sıcak mı sıcak. Görünüşte diğer günlerden hiçbir farkı yok. Ama bugünün bir önemi var. 1999 Marmara depreminin yıl dönümü. Bugün insanoğlunun acizliğinin tarihin tozlu raflarına kaydedildiği önemli bir gün. Her şeye gücünün yettiği sanan insan, bir süre sonra kendini erişilmez görmeye başlar. Burnu Kaf dağına erişir, durduk yere kibirlenir. Ama ne yaparsa yapsın bazı şeylerin önüne geçemez.

Doğa olaylarına karşı koyamayıp acizliği ortaya çıkınca da bütün kibri yerle bir oluyor. İşte 17 Ağustos öyle bir gündür. O gün binlerce insanımız uykusunda can verdi, yüz binlercesi evsiz barksız kaldı. Düşündüğünüz zaman ne kadar acı ve ibretlik bir olay. Düşünebiliyor musunuz, uykuya yatıyorsunuz göçük altında nefes almaya çalışırken buluyorsunuz kendinizi. Ailenizden herkesi kaybetmişsiniz ve bir tek siz hayattasınız. Durumun ehemmiyetini en iyi yaşayan bilir.

Bu vesileyle 17 Ağustos depreminde can veren vatandaşlarımızı rahmetle anıyor, bir daha böyle can yakan üzücü olaylar yaşanmamasını temenni ediyorum.

17.08.2019/ Cumartesi

Kurban İbadeti Üzerine

Güzel dinimiz İslam’ın bize getirdiği ulvi bayramların ikincisi kurban’dır. Kelime anlamı olarak Allah’a yakınlaşmak manasına gelir. İbadet niyetiyle ve usulüne uygun olarak yapılması kurbanın olmazsa olmazıdır. Bunun için maddi olarak gücü yeten kimselerin bu ibadeti yerine getirirken özellikle bu duruma dikkat etmeleri gerekmektedir ki, kurban olsun. Hali vakti yerinde ve bilinçli
her Müslüman’ın buna dikkat edeceği muhakkaktır. Senede bir kere iştirak ettiğimiz bu bayram, İslam dünyası için, insanlık için cereyan eden en önemli ve en güzel hadiselerden biridir.

Niye mi bu kadar önemli kurban? Öncelikle dini bir bayramdır ve İslam’ın biz Müslümanlara hediyesidir. Bu ibadet yardımlaşmayı, paylaşmayı ve kendinden başkasını düşünmeyi öğretir. Yoksul,ama sofrasında et bulundurma imkanı olmayan yüzbinlerce kardeşimizin boğazından geçmesine sebep olduğumuz kurban etleri, bundan mahrumlar için mutluluk kaynağı ve zenginliktir.Bu ibadet,her yönüyle toplumsal duyarlılığı ve kardeşliği öğretir bize.İbrahim’i bir kardeşliktir bu. Hiç tanımasan da bilmesen de yapmış olduğun ibadetten nasiplenen kardeşlerinin sofralarını bereketlendirdin,onları gönlünü şenlendirdin ki, ne mutlu sana. İşte bu ibadet; bize birlik olmayı, kardeşçe yaşamamız gerektiğini ve başkalarını da düşünmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatır,yüzümüze çarpar.Yoksa şu kadar kilo etimiz oldu, hisseye girdiğimiz dananın eti çok çıktı muhabbetiyle sınırlı kalacak kadar sıradan bir olay değildir, unutmayın. Tabi bir de her kurbanda çığırtkanlık yapan yıl on iki ay etin alasını yedikten sonra mesele fakirlerin et yemesine gelince kurban cinayettir diye ortalığı velveleye veren zat-ı şahaneler var. Kurban deyince aklıma onlar geliyor hemen. Onları bayramın
ayrı bir telaşı olarak görüyorum. Çünkü onlar kurban ibadetinin ehemmiyetini bir kez daha bizlere öğretiyorlar.

Yalnız ben o zat-ı şahanelere aldırış etmiyorum. Toplumsal duyarlılığın tavan yaptığı, bereketin, paylaşmanın ve kardeşliğin bayramı kurbanı, en içten ve en samimi duygularımla kutlamaya gayret ediyor,kulak tırmalayıcı seslerine aldırış etmiyorum. Sadece acımakla yetiniyorum. Her kurbanda aynı şeyleri duymak insanı sıkıyor, biraz yenilikçi olun yahu. Elin gavuru köpek keser festival olur,
bir başkası boğaları dövüştürür, yetmez öldürür adı spor olur. Müslümanlar Allah’a kulluklarını yerine getirmek için kurban keser cinayet, katliam olur öyle mi? Hadi oradan hiç inandırıcı değilsiniz. İşte sırf da bu yüzden bu çatlak seslere inat, daha bir sıkı sarılmalıyız kurban ibadetine.Ona gereken özeni fazlasıyla göstermeli,birkaç günlüğüne hanelerimizi şenlendirmeye gelen misafirimizi en iyi şekilde ağırlamalıyız. Herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirirse içimizdeki birlik beraberlik ruhu ve yardımlaşma hisleri artar. Bu da zengin fakir arasındaki uçurumu kapatır, birbirine yaklaştırır. Böylece Müslümanlar olarak ayrı gayrı olmayız, bir bütün oluruz. Bu da özlediğimiz, aradığımız bir tablodur. O zaman bayram, gerçekten bayram olur.

Bu vesileyle pazar günü iştirak edeceğimiz Kurban Bayramı’nın tüm İslam alemine huzur, kardeşlik, barış ve bereket getirmesini temenni eder, bayramınızı en içten duygularımla kutlarım. Bayramınız kutlu olsun.

08.08.2019/ Necati Dilek

Ne Yazmalı?

Evet, bugün ne yazmalı?Kelimelerle haşir neşir olan hemen hemen herkesin bu soruyu kendine sorduğu, oturup düşündüğü olmuştur mutlaka. Biraz sürüncemede kalınsa da bir cevap bulunmuştur elbet. Çünkü hiçbir şey uzun süre belirsizlik içinde kalamaz.Kalmamalı da zaten. Peki bir kalem erbabı, yazar ne yazar durmadan? Her seferinde farklı şeyler yazması gerektiği konusunda hepimizin hem fikir olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendini yenilemeyen, kabuğuna kıramayan bir yazarın yazıları bir süre sonra sıkıcı bir hal almaya başlayacaktır. Temcit pilavı gibi aynı şeyleri okumak, kimsenin bayılarak yapacağı bir uğraş olamaz elbette. İnsanlar haklı olarak her zaman farklılık isterler. Bu da kelimeleriyle insanlara ayna olmaya hazırlanan birisinin kendini sürekli yenilemesini gerektirir.Peki kendini yenilemek nasıl mı olur? Cevabı çok basit: bol bol okumak, araştırmak ve gözlemlemek. Bunlar olmazsa bir yazarın yenilikçi olamayacağının altını çizmek isterim.

Buraya kadar her şey güzel, öyle değil mi? Evet, bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Öyleyse gelelim ne yazacağımıza. Her gün, haftada birkaç gün ya da haftada bir gün. Her seferinde ne yazacağım ben? Aslında uzun uzadıya düşünecek bir tarafı da yok. Çünkü yazmak için etrafımızda fazlaca malzeme var.Önce Türkiye’yi,sonra yaşadığınız yeri düşünün. Ülkenizin gündeminde ne var bu
aralar, millet neyle yatıp kalkıyor?Rusya’dan alınan füzeler, ABD’nin yaptırımları,bankaların faiz indirimi, öğretmen atamaları ve zamlar…Bakın bir çırpıda bir sürü konu ortaya çıkardık.Gelin olayı biraz daha daraltalım. Yaşadığınız ilde veya ilçede sizi ilgilendiren neler oluyor onları düşünün. İnsanlar en çok neyi konuşuyor. Şöyle çıkın sokağa bir seyredin insanları, gidin bir kahveye çayınızı yudumlarken kulağınıza yaşadığınız yerle ilgili neler çalınıyor,dikkat kesilin. Akşam eve geldiğinizde kafanızın pek çok konuyla oldu olduğunu göreceksiniz. Size şimdi bunları hemen yazın demiyorum zaten. İsteseniz de başaramazsınız. Elinizde malzeme var ama yeterli değil. Önce bir araştırın bakalım gazeteler, tv kanalları, yazarlar ne diyor bu durumlara. Akıl süzgecinden geçirip biraz da siz kafa yorun bu olaylara. Siz ne düşünüyorsunuz, işte önemli olan bu can alıcı soruya vereceğiniz cevap. Eğer bunu içtenlikle cevaplarsanız yazacak konu aramanıza gerek kalmayacaktır.

Üstelik bunu alışkanlık haline getirip birkaç bir şey okumaya başladıysanız beyniniz devamını isteyecektir. Bir süre sonra; okuyan, gözlemleyen ve araştıran bir beyin olarak fikir sahibi olacaksınız.Fikirler sizde kaldığı sürece hiç önemi yoktur. Bunu başkalarıyla paylaşmak, yani yazmak gerekir. Yazarak dünyaya, insanlara çok önemli bir mesaj vermektesiniz aslında. Bu dünyada ben de benim de düşüncelerim var demektesiniz. Bunu yapmak size olaylara farklı pencereden bakmanızı sağlayacaktır. Varsa niyetinizde kalemle, kelimelerle dünyaya seslenmek pekala yapabilirsiniz. Çünkü insan isteyince her şeyi başarabilir. Çevresinde olup bitenlere duyarlı, gündemi takip eden ve en önemlisi isteyen herkes yazacak bir şeyler mutlaka bulur. Bugün şehrinize plansızca yapılmak istenen jeotermal santralleri yazarsınız, yarın atama bekleyenleri öğretmenleri. Ama şunu asla unutmayın yazacak bir şeyler mutlaka bulunur.Yeter ki siz yazmak isteyin.

2.08.2019/ Nazilli

Yeni Kitabın Sancısı

Gecesi gündüzü yazmak olan bir kalem erbabı düşünün şimdi. Su, ekmek nasıl ihtiyaçsa yazmak da kelimelerle haşir neşir olmak da olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır onun için. Hele ki ufukta uzun zamandır gündeminde olan ama bir türlü toparlayıp yazamadığı kitabı var ise yazmak altın değerindedir bir yazar için. Onun her şeyi olmuştur artık yazmak. Kafasında ondan başka bir düşünce yoktur.
Varsa yoksa yazılmayı bekleyen kitap ve yazılar vardır menüde. Diğer bir deyişle yazar, kitabın sancısını çekmektedir. Bunu yeni doğacak çocuklara benzetmişimdir hep.Nasıl yeni doğacak çocuk anneye zorluk yaşatıyorsa yeni çıkacak kitap da öyle zorluk yaşatır yazara.

Yazar hayalini kurduğu kitaba gebedir. Onun doğumunu, ortaya çıkmasını bekler günlerce,aylarca. İlmek ilmek işler sayfalarını. Bu da epey bir eziyet verir yazara. Yeri gelir yorulur, yeri gelir üzülür. Bazen çıkmaza girer vazgeçme noktasına gelir.Ama bunu başaramaz.Çünkü yazar bilir ki onca emek verdiği kitabı eline aldığında yeni doğmuş bir çocuğu eline almış gibi sevinecektir.Bu yüzden zor da olsa, güç de olsa dayanır bu sancıya gece gündüz. Bunu nereden biliyorsun dediğinizi duyar gibiyim şimdiden. Biliyorum, çünkü aynı sıkıntıları, sancıları ben de yaşıyorum.Kafamda kurgusunu tamamladığım ama yazıya henüz dökemediğim bir kitap var.Yazmak için gece gündüz çırpınıyorum. Bazen kelimeler kolayca dökülüyor dilimden ve ben mutluluktan uçuyorum o zamanlar. Bazen de tek kelime çıkmıyor dilimden.Ketumluğum tavan yapıyor deyim yerindeyse. İşte böyle zamanlarda alabildiğine gergin ve sinirli oluyorum. Hükmettiğimi düşündüğüm kelimelere diz çöktürememenin utancı peyda oluyor yüzümde. Ne yapsam başaramıyorum. Uğraştıkça daha da battığımı hissediyor, kelimeleri yalnızlığına terk ediyorum öyle anlarda. Bense melankolime gömülüp, saatlerce neden böyle olduğunu düşünüp duruyorum. İlham denilen o tılsım gelirse kelimeler dökülmeye başlıyor hemen. Yok şayet gelmezse her şeyi akışına bırakmak iyi gelir deyip düşünmüyorum epey bir süre.

Bu çıkmazı, kelimelerin yazara bir cilvesi olsa gerek diye görüyorum. Kolay elde edilir olmadığını belli edecekler illa. Varsın kolay olmasın demekten alamıyorum kendimi.Sonra ekliyorum:Kolay elde edilen her şey çabuk kaybedilir, değeri bilinmez zaten. Biraz emek, biraz sabır olacak ki uğraştığımıza değsin ve değeri bilinsin.Onun için her yönüyle güzel buluyorum yazmayı. Kelimelere efendilik yapmayı,yapamamayı,birkaç satır yazmak için saatlerce kıvranmayı…Hepsini ama hepsini çok seviyorum.

30.07.2019/ Nazilli

Ne Yapacağına Karar Verememek

Sürekli mücadeleyle geçen hayat yolculuğunda insan bazen çıkmaza girer. Nereye gideceğine, ne yapacağına karar veremez. Kendi ekseni etrafında dönüp dolaşır.Hatta bir süre sonra da hiçbir şey yapmamaya her şeyi akışına bırakmaya başlar. Diğer bir deyişle ipleri tamamen salmıştır. Bu, insanların hayatlarında belli bir düzenin olmamasından kaynaklanmaktadır. Düzen olmadığı için başarı da olmayacaktır haliyle. Böyle insanlar çoğu zaman plansız hareket ederler. Belli bir amaçları yoktur hayatta. Dolayısıyla hiçbir rüzgar onlara yardım edemez.
ve rastgele onları savurur durur. Ta ki rüzgara yön vermeye başlayana kadar.

Yalnız bu öyle kolay bir şey değildir.Rüzgara yön vermek deli cesareti ister. Plan,programın yanında sıkı bir çalışma ve azim ister. Peki çok mu zordur bunu başarmak? Hayır,aslında göründüğü kadar zor değildir. Öncelikle hayattan ne istediğinizi çok iyi bilmeniz gerekir. Ona göre bir planınız olmalı. Hatta biri olmazsa biri olur diye alternatifleriniz olmalı. Bu da net bir hedef koymanızı gerektirir. Koyduğunuz hedefler öyle kolay ulaşılacak cinsten olmamalı elbette. Uzun vadeli ama sürekli bir çalışmayla ulaşabilmelisiniz onlara.Ve hedefe ulaşayım derken ayrıntılarda boğulmadan yapmalısınız bunu. Bir de maymun iştahlılık yapıp birden fazla hedefe aynı anda ulaşmaya çalışmayın, bu hem zaman kaybı olur hem de hedef çokluğu sizi şaşırtabilir. Neticede hiçbir hedefinize tam olarak ulaşamazsınız. Bu da zaman içinde sizde yılgınlığa, karamsarlığa yol açacaktır.Çok şey yapmak isteyip hiçbir şey yapamamanın burukluğunu yaşarsınız sürekli.
Bu yüzden hayatınızdaki her şeyin bir öncelik sırası olması gerektiği bilin ve buna göre yapın yapacaklarınızı.Çok iş yapmaya çalışıp elinize yüzünüze bulaştıracağınıza az iş yapın ama öz olsun.Emin olun bu size daha iyi gelecektir.Bir işi başarmanın verdiği mutlulukla daha büyük işler başarmaya pek bir hevesli olacaksınız.Bu da işlerinizin yolunda gitmesini sağlar, daha mutlu olursunuz.Öyleyse ne duruyorsunuz? Kafanızdaki bütün yaşanmışlıkları, hezimetleri,yenilgileri atın bir kenara.Kendinize iyi bakın aynada. Ben şimdi neredeyim,yarın nerede olacağım? Bunların cevabını iyice bir düşünün.Bunu yaparken yüreğinizin sesine kulak verin. Gerçekten ne istiyorsunuz bu hayattan, amacınız ne?Ne istediğinize karar verdikten sonra bismillah deyip başlayın mücadeleye.Bu uğurda önünüze çıkan engeller sizi asla yıldırmasın. Pes ederseniz bir kere alışkanlık haline gelir. Sürekli bir şeylerden kaçmaya başlarsınız.

Sonra sonuç ne mi olur?
Tembellikte zirve yapmış,çok şey yapmak isteyip hiçbir şey yapamayan ve en kötüsü de bunu yaşam biçimi haline getiren bireyler olursunuz.Haydi öyleyse üzerinizdeki uyuşukluğu atın,silkinin ve kararınızı verin.Unutmayın:”En kötü karar, kararsızlıktan iyidir.”benden demesi.

23.07.2019/Necati Dilek

EVLİLİK ÜZERİNE

Ismarlama bir yazı ne kadar ilgi çekici olur, orası bilinmez. Ama konu evlilik olunca işin boyutunun değişeceği kanısındayım. Her şey mutlu evliliğin güzel yemekleriyle ağırlaşan midemi rahatlatmaya çalışırken başladı. Ben de bu isteği mideme rağmen geri çeviremedim. Aldım elime kalemi, yazdım dilime geleni. Şimdi soruyorlar bana: Evlilikten ne bekliyordun ne buldun?
Bu soruya cevap vermek için öncelikle evliliğin ne anlam ifade ettiğini bilmek lazım. Ondan sonrası çorap söküğü gibi gelir zaten. Evlilik benim için hayatın derdine, tasasına ortak olacak birini bulmaktır. Yani batsak da çıksak da yalnız olmamak. Buna sevinebilirsiniz, çünkü bir ortağınız var.

Tabi bu her zaman, her durum için sevinilecek bir şey olmayabilir. Neden mi?Yıllardır alışageldiğiniz bir düzeni bozmak diğer bir deyişle o düzenin merkezine birine oturtmak sanıldığı kadar kolay bir şey değildir. Bazen size anlamsız gelebilir bile. Önceden tek başınıza karar alırken şimdi sormak zorunda olduğunuz birisi var. Ve en az sizin kadar söz sahibi. Gerçekçi olmak gerekirse
alışması oldukça zordur. Çünkü birbirine yabancı iki kişinin aynı ortamda yaşamaya başlaması uyum sorunlarını da beraberinde getirecektir. Bu evliliğin olmazsa olmazıdır bana göre. Herkes kendi bildiğini okuyacak, kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışacak. Ve haliyle ufak tefek sürtüşmeler de olacaktır. Yalnız tüm bunlar mutlu bir evliliğe engel değildir. Hele ki birbirini seven
iki insan için hiç değildir.

Peki nasıl mı engel değildir? Birbirini seven iki insan aynı zamanda birbirine saygılıdır. Yani illa benim dediğim olacak diye tutturmaz. İşi yokuşa süreceğine uzlaşma yolunu tercih eder. Bunun için daha anlayışlı davranır. Bu anlayış da diğer eşin kararlarında şimşekler çaktıracaktır şüphesiz. O anlayışlıysa ben de aynı anlayışı gösterebilirim der ve kendine çekidüzen verir. Böylece sorunlar
daha başlamadan çözüme kavuşmuş olur. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim. Çok kıymet verdiğim bir abimin nikah sonrası bana verdiği tavsiyeyi sizlere aktarmak istiyorum.Lütfen bu hepimizin kulağına küpe olsun.”Evliliği ayakta tutan 3 s kuralıdır. Bunlar sevgi, saygı ve sadakattir. Sevgi ortamında saygı vardır. Birbirine saygı duyan iki insan sevgilerinin gereği birbirine sadık kalırlar. Bu da evliliğin sağlıklı ve uzun soluklu olmasını sağlar.” Nice huzurlu aile saadeti yaşamanız dileğiyle.

16.07.2019

Necati DİLEK

Anılar Defteri-1

Kitap yazma serüvenüm boy boy hikaye kitaplarını okumamla başladı. Bu da oldukça eskiye, ilkokul yıllarına kadar gider. İlkokul üçüncü sınıfta olmalıyım, bir gün okula müfettiş geldi. Herkese büyüyünce ne olmak istediğini soruyor ve babacan tavırlarıyla yönlendirmelerde bulunuyordu. Arkadaşlarım genel olarak klişe cevaplar vermekle yetinmiş, daha çok öğretmen, doktor olmak istediklerini söylemişlerdi. Bense heyecanla sorunun bana yöneltilmesini bekliyordum. Kafam çok karışıktı, ne desem diye düşünürken birden müfettiş yanıma geldi. O meşhur soruyu bana da yöneltti.Nasıl oldu bilmiyorum, gür bir ses tonuyla ”yazar olmak istiyorum ”dedim.O anda sınıf suspus olmuş, herkes bana bakıyordu. Bense gözlerimi müfettişe dikmiş, vereceği cevabı bekliyordum. Müfettiş başımı okşayıp’Aferin sana, yalnız bunun için çok okuman gerekecek. Şimdiden bol bol oku olur mu?”dedi.Ben de başımı sallayıp tamam dedim.İşte o gün bugündür ben hep yazar olmayı,kitap yazmayı bekledim durdum.Galiba bir şeyi çok isteyince gerçekten oluyor.
16.07.2019
Necati DİLEK

15 Temmuz Nedir?

”15 Temmuz,sıcak bir yaz akşamında yıllardır oluşumunu sürdüren ihanet şebekesinin devletin otoritesini yok sayıp kendi kanunlarını uygulamaya koyma girişimidir.Birilerinin güdümüne giren bu ihanet şebekesinin elindeki gücü ve nüfuzu kullanarak masum sivilleri katletme girişimidir,diğer bir deyişle.Yalnız, evdeki hesapları çarşıya uymadı hainlerin. Türk milletini yok sayan zihniyetin unuttuğu bir şey vardı: milletin iradesi. Millet, olayın vehametini anladıktan sonra ölümü göze alarak sokaklara dökülmüş ve hainlere her zaman olduğu gibi gereken cevabı vermişti. O zaman anladık ki, vatan sevgisi ”can” dan da ”canan”dan da önde gelirmiş. Bu vesileyle 15 Temmuz’da şehit düşen vatan evlatlarını rahmetle anıyorum. Rabbim bu millete bir daha 15 Temmuz’u yaşatmasın.”

15.07.2019

Necati DİLEK

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑