Atan(a)mayan Öğretmen

Hepimiz umudun hayallerine bırakılan birer çocuktuk. Sonra yıllar yılları kovaladı. Arkadaşlarımız gezer tozarken biz gece gündüz ders çalıştık, sınav sınav koşturduk. En sonunda artık okul bitti, sen öğretmensin dediler. Biz de sevindik.Elimizde diplomamız koştuk ailelerimize. Zorlu yıllar geride kalmış artık öğretmen olmuştuk. Ve şimdi görev zamanıydı. Anadolu’nun en ücra köşesine gidecek memlekete evlat yetiştirecektik.Güzel hayallerimiz vardı o zamanlar, mutluluktan ayaklarımızın yere basmadığı yıllardı.

Ta ki bizi yeni baştan test edip öğretmen olarak atayacak illet bir sınav olan KPSS’ye girene kadar devam etti bu süreç. Girdik girmesine de her şey allak bullak oldu bir anda. Şanşı yaver giden bir avuç arkadaşımız atandı gitti. Bize de atanınca şöyle… böyle… diye başlayan cümleler kurmak kaldı. Başladık umutla beklemeye. Zaman içinde sınavlara yenileri eklendi, giren sayısı hep arttı. Sanki bizi toplama kampına almışlar, her sene yeni üyelerini kamyonla boşaltıp boşaltıp gidiyor gibi bir his vardı içimizde. Bekleme süresi tam bir işkenceydi. Başta ailelerimiz olmak üzere akraba, eş dost hiçbirinin yüzüne bakamaz olduk. Her gittiğimiz yerde ”Atandın mı?”, yeni atama olacakmış gibi bizi sıkboğaz eden konuşmalar sürüp gidiyordu. Derdimizden değil de sorandan ölüyorduk resmen. Nasreddin Hoca’nın misali bizi en iyi bizim gibi olanlar anlıyordu. Bana eşekten düşeni getirin diyecek kadar acınacası bir haldeydik deyim yerindeyse.

Yine de yılmadık, hep bir umut bekledik,durduk. Bir ay,üç ay, bir yıl, üç yıl… Derken bir de ücretli diye bir şey çıkardılar. Merak edip başvurduk hemen. Yarı atanmış sayılırdık ne de olsa. Başladık bir heves çalışmaya. Bir ay, iki ay derken bir de baktık ki aldığımız para ay sonunu getirmiyor. Anladık ki karın tokluğuna çalışıyoruz. Pes etmedik gene hemen. Bir yandan okul, bir yandan sınav.Çalıştık gece gündüz. Ama olmadı,onlarca ders ve bir sürü dert ağır geldi bize. Uzamayı bırakın, kısaldık yıllarca. Herkesin gözünde atanmayan bir zavallı olmak da cabası. O canından çok sevdiğin öğrencilerinin bile ilk sorduğu ”Paralı mısınız?” olunca, beraber aynı işi yaptığın meslektaşların gözünde bile yok hükmündeysen her şey daha bir ağır gelecekti elbet bizlere.

Her halimizle gündem olduk çoğu zaman.Çarşaf çarşaf haber yaptılar bizi. Yaşadığı onca sıkıntıya, bu ağır dramı kaldıramayan arkadaşlarımız bir bir veda ettiler hayallerine ve hayatlarına. Öyle ya kolay değildi bu durumla başa çıkmak. Pek çok meslektaşımız farklı işlere yöneldiler. Kimisi babasının dükkanına çırak oldu bir sığıntı gibi. Yediği, içtiği göze battı. Kimisi hiç istemese de ekmek davası için asker,polis oldu. Eli kalem tutacakken silah tutar oldu. Kimisi kendini bir market reyonuna, satış mağazasına attı, rızkını temin etmek için. Kendinden kat kat düşük eğitim almış patronlarının gözüne girmek için gecesine gündüzüne kattılar. Evet, herkes rızkını bir şekilde temin etti, ediyor ve etmeye de devam edecek. Ama o gençler( o öğretmenler) hiç böyle hayal etmemişlerdi. Yaptık-
ları hiçbir işi küçümsemediler ama yıllarca farklı yerlerde çalışmak için eğitim almamışlardı. Zorlarına giden de buydu ya zaten. Ortada bir yanlış vardı, bu kesindi. Öyleyse bu yanlışın suçlusu kimdi? işsizliği geçici olarak önlemek için her yere fakülte açan, sonra devede kulak misali atama yapan devlet mi, yoksa bir idealin peşine takılıp yıllarını heba eden idealist ruhlu gençler mi? İşte bunlar ağır sorulardı. Ne cevabını bilen vardı ne de cevabını veren.

Bu devran böyle dönüp gidiyor. Herkes birbirini suçluyor ve fakat ne hikmetse suçlu ortaya çıkmıyor. Ama ortaya çıkan bir şey var o da elinde diploma, atama bekleyen öğretmenlerin sayısının her geçen gün arttığıdır. Binlerce öğretmen açığı olan devasa bir kurum MEB. Sayıları 400 bine yaklaşmış bir topluluk. 2023 yılında 1 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Muazzam bir sayı var ortada. Bu konunun yetkililer tarafından ivedilikle çözüme kavuşturulması gerekiyor. Madem görev vermeyecektiniz niye öğretmenlik diploması verdiniz?Her yıl eğitim fakültelerinin kontenjanlarını şişirip
o da yetmezmiş gibi parayı basana formasyon verdiniz. Sonuç mu, öğretmen olmuş ama ataması yapılmamış on binlerce genç. Sahi bu gençlerin durduk yere niye canını yaktınız,ne istediniz onlardan ve hayallerinden?

İşte durum bundan ibaret. Bize icraat lazım şimdi beyler, görüyorsunuz ki lafla peynir gemisi yürümüyor. Hayatının en güzel ve en verimli yıllarını sınav çalışarak, atama bekleyerek geçiren bu gençleri birilerinin duyması lazım. Atanamayan öğretmen yoktur, ataması yapılmamış öğretmen vardır. Evet,sayı bir hayli kabarık ama gerekli düzenlemeler yapılıp tedbirler alınırsa çok değil iki üç yıl içinde atama bekleyen öğretmenler diye bir derdimiz kalmayacaktır. Ülkemizin yetişmiş genç beyinlerini heba edip çöplüğe çevirmektense bazı şeylerden fedakarlık yapıp onlara öncelik vermek
daha akıllı ve yerinde bir hamle olacaktır diye düşünüyorum. Zor ve imkansız diye bir şey yoktur. Yeter ki, bir şeyler yapılmak istensin. Bu ülkenin ekonomik gücü, yıllarca mağdur edilmiş genç beyinleri sahiplenmeye fazlasıyla yetecektir. Lütfen çığ gibi büyüyen bu sese kulak verin.
11.11.2019/ Necati Dilek

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: