Neyi Biliyoruz?

Neyi biliyoruz? Geçtiğimiz günlerde tüm Türkiye’yi ekrana kilitleyen bilgi yarışmasında büyük ödülün sahibi Arda Ayten, kısa bir süre içinde milli marşımızı tekrar tekrar okuttu. Yetmedi, ezberletti. Takdire şayan bir performans sergileyerek büyük ödülü kaptı. Tüm bunlar olurken aklımda delice sorular dolaşmaya başladı. Konu İstiklal Marşı olunca daha bir önem kazandı sorular. Bir milletin kuruluşuna şahitlik eden hayati önem taşıyan bir marşta bile kem küm edip defalarca açıp açıp tekrar okuduysak bildiğimiz şeyleri ya da bildiğimizi düşündüğümüzü şeyleri sorgulamamız gerektiğini düşünmeden edemedim.

Bu da benim toplum olarak neyi bildiğimizi sorgulamama neden oldu. Sonuç olarak bizim için önem arz eden milli ve kültürel değerlere yeterince önem vermediğimizi ya da bilmediğimizi gördüm. Bir şeyleri bildiğimizi düşünsek bile bunu özümseyememişiz. Çoğu konuda olduğu gibi kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyoruz.Tabi bu durumu da hiçbir zaman kabul etmiyoruz.Biz her konuda söz sahibi olmayı pek severiz. Bilsek de bilmesek de her konuda söylenecek bir sözümüz mutlaka vardır. Ama kabul edelim ki, çoğu şeyi bilmeden konuşuyoruz. Bize göre doğru olanlarla yetiniyoruz. Bu durum
bizim daha baştan kaybetmemize yol açıyor. Keşke işe neyi bilip neyi bilmediğimizi tartarak başlasak. Bu da kendimizi tanımakla olacak bir şey. Kendimizi tanıdıktan sonra eminim her şey daha güzel olacak.

Peki bunun dışında biz neyi bilmiyoruz diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Mesela kardeşçe yaşamayı bilmiyoruz. Bilseydik yaşadığımız ortamda kavga, dövüş, gürültü,patırtı olmazdı. Karşımızdakini anlamayı bilmiyoruz, hatta onu dinleme zahmetinde bile bulunmuyoruz.Çünkü bilmiyoruz. Eğer bunları yapabilseydik huzur içinde yaşayıp giderdik. Etrafımıza baktığımızda bundan ne kadar da uzak olduğumuz pekala görebiliriz. Başkalarının haklarına saygı duymayı bilmiyoruz, illa benim dediğim olacak diye esip gürlüyoruz. Sonra da haksız konuma düşüp canımızın yanmasını seyrediyoruz yumruklarımızı sıkarak, dişlerimizi gıcırdatarak. Bunun en güzel örneğini de zaman zaman meclis kürsüsünde görüyoruz. Ne yazık ki yediden yetmişe hepimizde var bu esip gürleme huyu. Bu huy bizim bir şey bilmediğimizi ayan beyan ortaya döküyor. Nasıl mı? Şöyle. Bilen insan bağırıp çağırmaya lüzum görmez, onun inci tanesi gibi değerli sözleri vardır. Sözleriyle her şeyi kontrol altına alabilir. Ama bilmeyen insan yenilgisini, ezikliğini kabullenemez. Kendini haklı çıkarmak için de başka yöntemlere başvurur. Çareyi de bağırıp çağırmakta ya da kaba kuvvet kullanmakta bulur. Bilen insanın bunların hiçbirine ihtiyacı yoktur.

Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim. Bizim ”bilme” konusunda en büyük hatamız da ”mış gibi yapmak”. Bilmediğimiz,duymadığımız, anlamadığımız her ne varsa biliyormuş,duyuyormuş, anlıyormuş gibi yapıyoruz. Haliyle bu da baştan kendimizi kandırmamıza neden oluyor. Hoş kendimizi kandırsak ne olacak? Foyamız zaten hemen ortaya çıkmıyor mu, elbette çıkıyor. Üstelik kendimizi de rezil rüsva ediyoruz. Tuhaf olan tüm bunları bizzat yaşamamıza rağmen olayların bilincinde olmamamız. Kendimizi öğrenmeye kapatmış, at gözlükleriyle hayatımızı idame ettirmeye çalışıyoruz.Bu da
hayatımızın bir başka garip hatta acınası hali diyebiliriz. Keşke bu durumu hemen değiştirebilsek, ama bunun için kendimizi değiştirmemiz gerekecek, bilmem farkında mıyız?Toplum olarak bizim güzelliklere ihtiyacımız var. Daha yaşanılır bir çevre/ toplum pekala mümkün. Bunu başarmak bizim elimizde ama üzülerek söylemeliyim ki-hepimiz olmasa da pek çoğumuz-çözüm üretmeyi de bilmiyoruz.

Üstelik dahası da var. Yaşamayı, dinlemeyi, sevmeyi,saygı duymayı, değer vermeyi, ayrıntıları ayırt etmeyi ve daha birçok şeyi bilmiyoruz. Kendi halimizde suya sabuna dokunmadan yaşayıp gidiyoruz. Ne etrafımıza bir faydamız var ne de kendimize. Hayatımızı basit bir döngü içinde bize verilen dakikaları tüketmekle geçiriyoruz. Bu özellik bizi inanılmaz sıkıcı ve boş bir insan yapıyor. Sıkıcı ve boş bir insan olduğumuzu bilip bilmediğimizden de emin değilim üstelik. Öyleyse biz neyi biliyoruz diye soracak olursanız hemen söyleyeyim: kalp kırmayı, aldatmayı, bağırıp çağırmayı,ağlatmayı, kırıp dökmeyi,kendimizi kandırmayı çok iyi biliyoruz. O kadar şeyi biliyoruz ama kendimizi ve haddimizi bilmiyoruz. Kendimizi bilsek haddimizi de bileceğiz, kardeşçe,dostça yaşamayı da öğreneceğiz. Fakat gelin görün ki, kendini bilmek bir ömür alıyor. Buna da ömrümüz yeter mi, işte onu da ben bilmiyorum.

10.10.2019/ Necati Dilek

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: