EVLİLİK ÜZERİNE

Ismarlama bir yazı ne kadar ilgi çekici olur, orası bilinmez. Ama konu evlilik olunca işin boyutunun değişeceği kanısındayım. Her şey mutlu evliliğin güzel yemekleriyle ağırlaşan midemi rahatlatmaya çalışırken başladı. Ben de bu isteği mideme rağmen geri çeviremedim. Aldım elime kalemi, yazdım dilime geleni. Şimdi soruyorlar bana: Evlilikten ne bekliyordun ne buldun?
Bu soruya cevap vermek için öncelikle evliliğin ne anlam ifade ettiğini bilmek lazım. Ondan sonrası çorap söküğü gibi gelir zaten. Evlilik benim için hayatın derdine, tasasına ortak olacak birini bulmaktır. Yani batsak da çıksak da yalnız olmamak. Buna sevinebilirsiniz, çünkü bir ortağınız var.

Tabi bu her zaman, her durum için sevinilecek bir şey olmayabilir. Neden mi?Yıllardır alışageldiğiniz bir düzeni bozmak diğer bir deyişle o düzenin merkezine birine oturtmak sanıldığı kadar kolay bir şey değildir. Bazen size anlamsız gelebilir bile. Önceden tek başınıza karar alırken şimdi sormak zorunda olduğunuz birisi var. Ve en az sizin kadar söz sahibi. Gerçekçi olmak gerekirse
alışması oldukça zordur. Çünkü birbirine yabancı iki kişinin aynı ortamda yaşamaya başlaması uyum sorunlarını da beraberinde getirecektir. Bu evliliğin olmazsa olmazıdır bana göre. Herkes kendi bildiğini okuyacak, kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışacak. Ve haliyle ufak tefek sürtüşmeler de olacaktır. Yalnız tüm bunlar mutlu bir evliliğe engel değildir. Hele ki birbirini seven
iki insan için hiç değildir.

Peki nasıl mı engel değildir? Birbirini seven iki insan aynı zamanda birbirine saygılıdır. Yani illa benim dediğim olacak diye tutturmaz. İşi yokuşa süreceğine uzlaşma yolunu tercih eder. Bunun için daha anlayışlı davranır. Bu anlayış da diğer eşin kararlarında şimşekler çaktıracaktır şüphesiz. O anlayışlıysa ben de aynı anlayışı gösterebilirim der ve kendine çekidüzen verir. Böylece sorunlar
daha başlamadan çözüme kavuşmuş olur. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim. Çok kıymet verdiğim bir abimin nikah sonrası bana verdiği tavsiyeyi sizlere aktarmak istiyorum.Lütfen bu hepimizin kulağına küpe olsun.”Evliliği ayakta tutan 3 s kuralıdır. Bunlar sevgi, saygı ve sadakattir. Sevgi ortamında saygı vardır. Birbirine saygı duyan iki insan sevgilerinin gereği birbirine sadık kalırlar. Bu da evliliğin sağlıklı ve uzun soluklu olmasını sağlar.” Nice huzurlu aile saadeti yaşamanız dileğiyle.

16.07.2019

Necati DİLEK

Anılar Defteri-1

Kitap yazma serüvenüm boy boy hikaye kitaplarını okumamla başladı. Bu da oldukça eskiye, ilkokul yıllarına kadar gider. İlkokul üçüncü sınıfta olmalıyım, bir gün okula müfettiş geldi. Herkese büyüyünce ne olmak istediğini soruyor ve babacan tavırlarıyla yönlendirmelerde bulunuyordu. Arkadaşlarım genel olarak klişe cevaplar vermekle yetinmiş, daha çok öğretmen, doktor olmak istediklerini söylemişlerdi. Bense heyecanla sorunun bana yöneltilmesini bekliyordum. Kafam çok karışıktı, ne desem diye düşünürken birden müfettiş yanıma geldi. O meşhur soruyu bana da yöneltti.Nasıl oldu bilmiyorum, gür bir ses tonuyla ”yazar olmak istiyorum ”dedim.O anda sınıf suspus olmuş, herkes bana bakıyordu. Bense gözlerimi müfettişe dikmiş, vereceği cevabı bekliyordum. Müfettiş başımı okşayıp’Aferin sana, yalnız bunun için çok okuman gerekecek. Şimdiden bol bol oku olur mu?”dedi.Ben de başımı sallayıp tamam dedim.İşte o gün bugündür ben hep yazar olmayı,kitap yazmayı bekledim durdum.Galiba bir şeyi çok isteyince gerçekten oluyor.
16.07.2019
Necati DİLEK

15 Temmuz Nedir?

”15 Temmuz,sıcak bir yaz akşamında yıllardır oluşumunu sürdüren ihanet şebekesinin devletin otoritesini yok sayıp kendi kanunlarını uygulamaya koyma girişimidir.Birilerinin güdümüne giren bu ihanet şebekesinin elindeki gücü ve nüfuzu kullanarak masum sivilleri katletme girişimidir,diğer bir deyişle.Yalnız, evdeki hesapları çarşıya uymadı hainlerin. Türk milletini yok sayan zihniyetin unuttuğu bir şey vardı: milletin iradesi. Millet, olayın vehametini anladıktan sonra ölümü göze alarak sokaklara dökülmüş ve hainlere her zaman olduğu gibi gereken cevabı vermişti. O zaman anladık ki, vatan sevgisi ”can” dan da ”canan”dan da önde gelirmiş. Bu vesileyle 15 Temmuz’da şehit düşen vatan evlatlarını rahmetle anıyorum. Rabbim bu millete bir daha 15 Temmuz’u yaşatmasın.”

15.07.2019

Necati DİLEK

Kime Göre Adalet

”Diyar-ı Dicle’de kurt kaparsa koyunu yarın adl-i ilahi sorar Ömer’e hesabını”
Hepimiz biliriz Hz.Ömer’in adaletini,hatta pek çoklarımız imreniriz.Ve onun adalet anlayışını öve öve bitiremeyiz her zaman yaptığımız gibi.Peki
aynı başarıyı uygulamaya gelince neden gösteremeyiz,hiç düşündük mü? Adil düzen, adalet, hak, hukuk diye diye kafalarımızı ütüledik birbirimizin yıllardır.
Ütüledik de noldu?Söyleyeyim size, hiçbir şey olmadı.Dahası var da var: Bir arpa boyu yol kat edemedik.

Niye mi?Çünkü bizim adalet anlayışımız sadece lafta kaldı da ondan.Herkese eşit yaklaşmadık da ondan.Bu fakir aman boş ver, bu zengin aman ha beyimizin
kuyruğuna basmayalım,incitmeyelim sonra başımızı ağrıtmasın diye diye adaleti de unuttuk,haklıyı da.Ucu birilerine dokunsa da gerçekler ne yazık ki böyle.
Bu anlayış değişmediği sürece zayıf olan, güçsüz olan, yoksul olan hep ezilecek bu dünyada.Çünkü onlar şimdiye kadar hep kaybetmişler,bir de onlara adalet
dağıtırsak onlarca yıllık düzeni bozmuş oluruz. En iyisi biz mi, adalet hep güçlüden yana kullanalım, zengin her zaman haklıdır.Parası var,nüfuzu var. Var
da var. Peki fakirin, güçsüzün neyi var? Ha onun da bir canı var, vakti geldiğinde Allah’a teslim edecek.

İşte sevgili dostlar, ne yazık ki günümüzdeki adalet anlayışı bundan ibaret.Yetki makamında bulunan kaç hakim,savcı,amir vs.korkusuzca zengin fakir ayrımı yapmadan sadece haklıyı(güçsüzü)savunabiliyor?Oldukça tartışmaya açık bir konu.Ya da verdikleri karardan dolayı üst karar makamları bunları ne kadar
koruyabiliyor?Hiçbir kaygı duymadan, birilerinin baskısı altında kalmadan gereken neyse onu yapıyorlar mı? Ya da göstermelik bize cezayla geçiştiriyorlar
mı?İşte tüm bunlar bize adil bir düzenin eksikliğini fazlasıyla hissettiriyor.Zengin karşısında hakkını arayamıyorsa fakir, haklıyken haksız duruma düşüyorsa güçsüz bana kimse adaletten, adil düzenden bahsetmesin. Kusura bakmayın da esamisi bile okunmuyor. Her şey sadece lafta kalıyor. Bunun en yakın örneğini İstanbul’da gördük. Hamile bir kadının bulunduğu araca saldıran iki şahıs,arabaya hunharca zarar veriyor ve tehditler savuruyor. Ve bunu şehrin göbeğinde yapıyor üstelik. Yaptıklarının hiç hoş bir davranış olmadığını tüm Türkiye gördü. Üstelik emniyette kapıda karşılandı ve amir tarafından eli sıkıldı bu şahsın. Aldığı ceza mı? Merak etmeyin göstermelik bir cezayla geçiştirildi. Emin olun öylece kalır bu ceza.Şimdi soruyorum size, aynı hareketi hamile kadının eşi yapsaydı gene de aynı cezayı alır mıydı?Yoksa daha fazlasını mı alırdı?

Kafamda deli sorular dönüp duruyor. Aklıma Hz.Ömer’in sözü takılıyor birden. Ve diyorum kendime, bu millet yüzlerce yıl adaletle dünyayı yönetti.Biz o ecdadın torunları olarak nerede hata yaptık?Nerede unuttuk adaleti,hakkaniyeti?Efendiler,hanımlar,gençler…bize Hz. Ömer’in adaleti lazım. Adama göre muame-lenin olmadığı haklının ve zayıfın kazandığı bir adalet. İşte o zaman her şey daha güzel ve daha yaşanılır olacak, unutmayın.

9.07.2019(Necati Dilek)

Vazgeçmeyin…

Güzel şeylere erişmek kolay değildir bu hayatta.Bedel ister,alın teri ister.Ve tabi bunları yapmak da sabır ister.Pek çoğumuzun başına gelmiştir,bir işe hevesle başlayıp sonra o işi yarım bırakmak.Bu, bizim yeterli sabrı gösteremediğimizden kaynaklanmaktadır.Bizden beklenen sabrı,azmi ve çalışmayı göstersek çok güzel eserler ortaya çıkacağından emin olabilirsiniz.Ama engelleri aşıncaya kadar sabredip beklemek bize zor geldiğinden hayallerimizin gerçeğe döndüğünü göremiyoruz. Onlar hep hayal olarak kalmaya devam ediyor, bizlerse hayal kurmaya devam ediyoruz.Öyleyse artık gerçeklerle yüzleşme zamanı.Lütfen hayallerinizin peşinden gidin ve asla vazgeçmeyin.
8.07.2019/Necati Dilek

Çocukluğa Özlem

”Ben bir an önce büyümek istiyorum anne, baba.”

Hepimiz yaşadık bu duyguları. Küçükken küçük oluşumuzdan sıkılıp büyümek için can atardık, büyüyünce şöyle yapcam, böyle yapcam diye başlayan cümleler kurar;hayallere dalardık. Pek güzel zannederdik büyüklerin dünyasını. Onlar gibi giyinmek,onlar gibi arabalara binmek ve onlar gibi gezip tozmak isterdik.Bazen utanırdık çocuk olmaktan. Marifetmiş gibi büyümek için elimizden geleni ardına koymazdık. Bazen düşünüyorum da çocukluk aklı işte demeden edemiyorum. O zaman diliminde bunun oldukça keyifli bir istek olduğunu biliyorum. Yalnız şuan, güzel bir istek olduğu konusunda emin değilim.

Değilim, çünkü çocukken her şey daha güzeldi. İnsanı yoran tek şey:Sabahtan akşama kadar koşup oynamaktı. Biraz uyuyunca o da geçerdi.Ve biz hiçbir şey
olmamış gibi hayatımıza devam ederdik. İnsanlar,yani çocuklar, daha samimiydi. Ve birbirlerine daha bağlıydılar.Gün içinde tek derdimiz annemizin eve erken
çağırmasıydı.Sizin anlayacağınız her şey basitti.Ve biz çok daha mutluyduk.
Derken yıllar yılları kovaladı.Her geçen gün biz daha da büyüdük.Sokağa,
eski arkadaşlara daha seyrek uğrar olduk. Büyüdükçe sorumluluklarımız arttı. Düşünce acıyan bir dizimiz yok şimdilerde. Daha farklı ama daha yıkıcı
acılarımız var.Satırlarımız eve ekmek götürmeyle doldu.Büyüdük de ne mi oldu?En sevdiklerimizin bizi bırakıp gidişlerini gördük, onlara hasret yaşamaya
başladık hayatı.Hayatımızı bir kutunun içinde yaşıyor,orasını dünyamız olarak görüyoruz. Ve en önemlisi de her geçen gün artıyor yalnızlığımız.

Eski komşular,eski arkadaşlar, eski yaşamlar yok artık. Çocukken o özlem duyduğumuz yaşam yok.Büyümek için acele ettiğimiz o hayat var önümüzde.Geriye
dönüp bakıyorum da o zamanlar her şey daha güzelmiş. Ve biz daha mutluymuşuz. Keşke hiç büyümeseydik,hep çocuk kalsaydık. Her şey yine yerli yerinde dursaydı.Sabahtan akşama kadar kan ter içinde kalıp hasta olsak, annemiz başucumuzda gözyaşı dökse, babamız bize kızsa ama biz yine de koşup durmaktan
geri kalmasak. Ne güzel olurdu değil mi? Mutlu mu mutlu bir aile hayatı, samimi candan dostluklar, doyasıya oynanan oyunlar ve kıran kıran yapılan mahalle maçları.O günlere tekrar dönebilmek için neleri vermezdik değil mi? Niye büyüdük biz?Çocukluğumuz,hayatımızın en güzel ev en renkli yılları niye terk etti bizi? Ah keşke tekrar çocuk olabilsem şimdi. Koşup oynasam kırlarda özgürce. Dolaşsam karış karış sokakları.Dondurma yemekten hasta olsam,komşunun eriğini izinsiz yedim diye eve şikayete gelse suratsız komşumuz ve daha neler neler…Çocuk olsam şimdi keşke.Bir yanımda annem,bir yanımda babam ve kocaman mutlu olsam. Sahi çok mu zor bu şimdi?

22.05.2019/ Necati Dilek

Hayata Dair Yazılar(2) Özgecilik mi aptallık mı?

Kimi insanlar vardır, hayatta kendinden çok başkalarını düşünür.Kendisinin acı çekmesine, üzülmesine aldırmazlar.
Varsa yoksa o haddinden fazla değer verdiği insanlardır onlar için önemli olan.
Bu uğurda en sevdiklerini,en yakınlarını bile görmezden gelirler. Bunun yanlış bir tutum olduğunu onlara anlatsanız bile başkalarını düşünmekten alıkoyamazlar kendilerini.

Evet,insanın kendinden başkasını düşünmesi, ona değer vermesi güzel bir davranış fakat bu düşünme bana zarar verme boyutundaysa durup düşünmek gerektiği kanısındayım.Ben her zaman başkalarını düşüneyim, hayatımı başkaları merkezli kurayım fakat onlar beni görmezden gelsinler ve beni hiç düşünmesinler. Bunun çok mantıklı olduğunu söyleyemeyeceğim. Hepimizin çevresinde bu tarz insanlar elbet vardır. Onlara bu durumun kendilerini sıkıntıya sokacağını uygun bir dille anlatmanın yararlı olacağını,aksi halde hayatlarının bir çıkmaza gireceğini söylemenin gerektiğini düşünüyorum.

Başkalarını düşünmek iyi fakat bir noktadan sonra, özellikle kendini ikinci planda bırakarak yapmak (özgecilik) değil, kanımca aptallık olur. Başkalarını düşünün, onlara yardımda bulunun fakat bu yardımlar,düşünmeler size zarar vermesin.

21.05.2019(Necati Dilek)

Ölüm Denen Şey

Ölüm, Allah’ın emri
Ayrılık olmasaydı

Hiç ölmeyecekmişiz gibi koşturduğumuz şu dünyada plan üstüne plan kuruyor, hep bir şeyleri yapma telaşına düşüyoruz her gün. Yaptıklarımız yeterli gelmiyor daha fazlasını istiyoruz şu fani hayattan. Ama ölüm denen kaçınılmaz son aniden gelip hepsinin üstüne toprak atıyor. Ve bizi beynimizden vurulmuşa döndürüyor. Hele ki yakınımızdan birinin ölümü fazlasıyla sarsıyor bizi. Ne kadar zaman geçerse geçsin hiç ölmemiş gibi hissediyor, hala onların bir yerlerden çıkıp geleceğini düşünüyoruz. Ama aslında onların gelmeceyeceğini adımız gibi biliyoruz. Böyle düşünmemizin nedeni onların hep bizimle olmasını istememizden ileri gelmektedir. Fakat ne yazık ki ölüm muhakkak ve kaçınılmaz son. Ve gidenler asla geri gelmeyecekler.

Onun için kendimizi ölüm denen sona alıştırmamız hatta hazırlamamız lazım. Çünkü bir dakika sonramızın bile garantisi yok bu dünyada. Er ya da geç bir şekilde karşımıza çıkacak ölüm. Ölümden korkarak, ondan kaçarak hayatımızı zehir etmenin bir manası yok. Her nefis ölümü tadacaksa şayet biz de ona hazırlanalım pekala.Tabi bu oturup ölümü beklemekle olmayacak. Dünyalık işlerimizi aynı şekilde, hatta en muntazam şekilde yapmaya devam edip, rızkımızı temin edeceğiz.Bunun yanında kulluk vazifelerimizi, bizden beklenenleri, yerine getireceğiz. Bu dengeyi sağladığımız takdirde hem dünyanızı hem de ahiretinizi kazanacağınızdan hiç şüpheniz olmasın.

Peki öyleyse değerli dostlar, haydi başlayalım çalışmaya. Önce dünyamızı sonra da ahiretimizi kazanalım. Dünyalık işlerimizi yapalım, geçimimizi temin edelim. Bunun yanında ölüme de hazırlık yapalım. Peki nedir, nasıldır bu hazırlık? Aslında çok basit: Helal dairesinde yaşamak, haramlardan uzak durmak. Sonuç mu? Huzurlu bir dünya hayatı ve kazanılmış bir ahiret. Sahi bizi bunları yapmaktan alıkoyan ne?.. Bence tek engel biziz.

15.05.2019/ Necati Dilek

Anneler Günü

Bugün 12 Mayıs Pazar. Yani mayıs ayının ikinci pazarı. Bu da demek oluyor ki, bugün Anneler Günü.Cennetin ayaklarının altına serildiği kadınların günü.Kutlu olsun tüm annelerin, anne adaylarının, anne olacakların ve anne olmayı arzulayan herkesin günü. Onlar ki evladı uğruna uykusuz geceler geçiren eli öpülesi insanlardır. Haklarını ödememiz imkansızdır. Bizim için yaptıkları fedakarlıkların haddi hesabı yoktur. Bu yüzden onların kıymetini bilelim, onları üzmeyelim, onlara öf bile demeyelim.

O değerli varlıklar,bu dünyada bizi koruyup kollamak için gönderilmiş birer melek misalidir. Hayattayken lütfen meleklerinize sahip çıkın. Onların değerini kaybetmeden bilelim ki, sonra bir ömür boyu pişmanlık duymayalım. O zaman duysakta bir şey ifade etmez çünkü iş işten geçmiş olacaktır.Bu gelenekselleşmiş gün dolayısıyla annelerimizi yakındaysa ziyaret edelim, uzaktaysa telefonla arayıp hal hatırlarını soralım. Bu dünyadan göçüp gittilerse onlara dua edelim. Bir annenin evladından beklediği ancak budur zaten, hatırlanmak. Onların öyle değerli, süslü püslü hediyelere ihtiyacı yok. Onların bizim samimiyetimize, sevgimize,onlara göstereceğimiz ilgimize ihtiyaçları var.Bunları yapmak onlara verilmiş en büyük hediye olacaktır.Bu küçük ama çok kıymetli hediyenin bize hiçbir külfeti yoktur. Bize dünyaları bahşeden, her türlü fedakarlığı göze alan analarımızdan bu hediyeleri lütfen esirgemeyelim. Onları mutlu etmek elimizde.

Bu vesileyle hem onların gönlünü hoş tutmuş, hem de kendimizi mutlu etmiş oluruz. Çünkü mutluluk bulaşıcıdır. Varsa bir yerde mutluluk kırıntısı elbet size de
bulaşacaktır.Derdin, sıkıntının bitmediği şu fırıldak dünyada her şeyden kurtulmak ve sevgi yüklemek için anne limanına uğrayalım. Ama bunu sadece bugün değil
her gün yapalım. çünkü onlar her an her saniye annelik yapıyorlar. Bunu her şeyden fazla hak ediyorlar. Gününüz kutlu olsun, eli öpülesi kadınlar.

12.05.2019/ Necati Dilek

Atça Çilek Festivalinin Ardından

Her yörenin kendine özgü bir etkinliği,festivali vb.vardır. Aydın Sultanhisar’ın da (Atça) meşhur çilek festivali var. Meşhur diyorum, çünkü ünü Türkiye dışına taşmış durumda. Yurt dışından gelen misafirler bunun en büyük kanıtı.Yapılan kapsamlı organizasyonlarla hem Atça çileği hem de Atça’nın tanıtımı yapılıyor her yıl. Bu yıl 50.si düzenlenen çilek festivaline katılım her zamanki gibi yoğundu. Beş gün boyunca devam eden festivale halk gösterileri, yerli grupların ve Gülden Mutlu, Lara gibi tanınmış sanatçıların konserleri damga vurdu. Bu beş gün süre zarfında halk eğlencenin tadını çıkardı.

Eğlencenin yanında insanlar arası kaynaşma ve alışveriş had safadaydı. A’dan Z’ye her kesime hitap eden satıcılar mevcuttu.İki kere uğrama imkanı bulduğum festivalden ben de kendimce bir şeyler aldım. Tabi bazı eksiklerini de görmedim değil. Giyim, kuşam, yeme,içme vb. her şey fazlaca yer alırken benim olmazsa olmazım kitaplar, kültür- sanat, köşesi bir hayli sınırlıydı. Daha fazla yer almasını isterdim. Ama çileğin bile konserlerin, eğlencenin gölgesinde kaldığını düşünecek olursak kitabın geri planda olmasını normal karşılıyorum. Buna da şükür demekten kendimi alamadım.

Gelenekselleşmiş bu festivale katılan hiç pişman olmaz. Kendini avutacak, vakit geçirecek bir şeyler mutlaka bulur. Eğlenmek isteyen, en güzel çileklerden
yemek isteyen herkesi Atça’ya davet ediyoruz. Her yıl mayıs ayında yapılan bu festivali kaçıranların bir sonraki festivale gelmelerini canı gönülden istiyoruz.Hem küçük Paris Atça’yı tanımış olurlar hem de muhteşem lezzetli çileklerin tadına bakmış olurlar. Tercih sizin, kaçırmayın derim. Bahsetmeden geçmeyeceğim: Böyle güzel bir organizasyona öncülük ettiği için Başkan Osman Yıldırımkaya ve ekibine teşekkür eder, görevlerinde başarılar dilerim.

09.05.2019/ Necati Dilek