Değişen İnsanlar

Yaşınız belli olgunluğa geldiyse ya da belli olgunluktaki insanlarla vakit geçiriyorsanız dilinizden ya da dillerinden ”Nerede o eski…”diye başlayan cümleleri sıklıkla duyarsınız. Etraflıca düşünmediyseniz de o insanları veyahut kendinizi haklı görürsünüz. Evet, hiçbir şey eskisi gibi değildir artık. Zaten her şeyin eskisi gibi olmasını da beklemeyin.

Neden mi her şey eskisi gibi değil?Bir kere her şey değişiyor hayatta. İnsanlar değişiyor,zihinler,beklentiler,niyetler…kısaca her şey…Öyleyse öncelikle bunu kabul ederek başlayalım işe. Yalnız ben bir noktada sizden ayrılıyorum. Ben bayramların, dostlukların,komşuluğun,sevginin değişmediğini, değişmeyeceğine inananlardanım. Çünkü bir bayram,bir komşuluk, bir sevgi her devirde önemlidir, öyle olması gerekmektedir. On yıl önce değerli olan bayram,sevgi on yıl sonra değerini yitirmiş olamaz. Onların bir ağırlığı, bir saygınlığı vardır kendince. Aradan on yıllar geçse de bu ağırlığı,taşıdığı değer, misyon değişmez.

Peki değişen ne öyleyse hiç düşündünüz mü?Daha önce dile getirdiğimiz gibi bayramlar, sevgi, komşuluk,dostluk yine aynı. Bundan elli yıl önce neyse şimdi de aynı yerli yerinde duruyorlar.Adı da sanı da kaybolmadı. Ama insanların onlara biçtiği değerler değişti, insanların gözünde anlamını yitirdiler. Önceden akraba,eş-dostlar hasret giderme günleri,çocukları sevindirme günleri olarak görülürdü bayramlar.Gönüller almak, gönüller yapmak için hediye edilmiş nadide günler kabul edilirdi.Şimdi ise bayramlarda verilen tatilleri kullanmak, kafa dinlemek için mumla aranan günler olarak kabul edildi.Dahası mı? komşuluk,dostluk pek önemliydi eskiden. Ev alma,komşu al derlerdi büyüklerimiz.Onların derdi bizim derdimizdi. Şimdi yan komşumuzun cenazesi var, bizim haberimiz yok.Eskiden dost için can verilirdi yoluna,şimdi dosta kazık atmak moda olmuş. Sevgi mi? Ona hiç girmeyelim isterseniz, esamisi okunmuyor bugünlerde.Menfaatlerin,çıkarların adı olmuş sevgi şimdi.

O yüzden sevgili dostlar hiç öyle ”Nerede eski…” diye başlayan cümleler kurup ahkam kesmeyin kimselere. Kabul edin eski tadı alamazsınız hiçbir şeyden. Çünkü değişti her şey parça parça. Siz değiştiniz, hayata bakışınız,beklentileriniz değişti. Bizi biz yapan,hayata renk katan değerler eski yerinde ama siz/biz eski siz/biz değilsiniz/değiliz. Dolayısıyla kimseyi, hiçbir şeyi suçlayıp günah keçisi yaratmayın/(yaratmayalım) kendinize/(kendimize.)Kabul edin, değişen bir şey varsa da o sizsiniz; bayramlar,komşuluklar,dostluklar ve insanı hayata bağlayan sevgiler değil.

Necati Dilek

Yeni Yıl Üzerine

Son günlerde sokaklarda,televizyonlarda,dükkanlarda ve özellikle insanlarımızda bir hayli telaş var. Sebebini merak edip şöyle bir göz gezdirdim acaba neden diye?Gördüm ki telaşın sebebi insanların yeni yıla girecek olmalarından duydukları heyecanmış.

Bu durumu biraz garipsedim doğrusu. İnsan bir yaş kocadığı, (ölüme) bir adım daha yaklaştığı için bu kadar sevinebilir mi demeden edemedim. Sevinebiliyormuş isteyince dedim kendime.Ama yine de içim rahat değildi.Yılın son gecesinin diğer gecelerden pek bir farkı yok benim için.Benimle aynı fikirde olmayan dostlarımın olduğu kanısındayım. Ama önce beni dinleyin, sonra eleştirirsiniz zaten.

Neden mi farkı yok? Öncelikle şunu belirteyim, aralık ayı girince herkesin dilinde yeni etkinlikleri, kutlamaları falan filan olur.Tabi bizim kültürümüze ait olmayan bir günün kutlanması da ayrı bir muamma. Burada kutlayın, kutlamayın polemiğine girmeyeceğim. Çünkü bu yazının konusu o değil, sadece bizim kültürümüze ait  değil onu bilin demekle yetineceğim. Öyleyse gelelim şimdi farkı yok meselesine.

İnsanlar yeni başlangıçlara her zaman gebedir.Ve bu başlangıçlar onu hep mutlu eder, bu yüzden insanlarda yeni yıla nasıl başlarsam öyle gider mantığı hakimdir.Yılın son gecesini, o yüzden eğlenerek, güle oynaya geçirmeyi isterler. Bunda kendince haklıdır.Ama haklı olmadığı bir nokta var: Bir yılın bitip yeni bir yılın başlamasıyla kimsenin dertlerinden, tasalarından kurtulamayacağıdır. Borçluysa gene borçlu, hastaysa gene hastadır. Kimse sen yeni yıla girdin iyileş, borcunu ödeme demiyor, demeyecek de zaten. Değişen sadece takvim yaprakları.

Bu yüzden her insanın bu olaya oldukça hassas yaklaşması gerekmektedir. Yılın son günü olduğu için insanın kendini değerlendirmesi ve yılın muhasebesini yapması açısından önemlidir.Bu yüzden bugün ve gece yeni başlangıçlar açısından mükemmel bir zaman dilimidir. Bu zaman diliminde insan ”Geçmiş yılda ben neyi yaptım, neyi yapamadım ve şimdi ne yapabilirim? diye sormalıdır kendine. Bunları bilmek, insanın yeni yılda daha rahat olmasını sağlayacaktır. Öyleyse siz de güzel düşünceler ve duygular içinde girin yeni yıla. Ama bunu yaparken aman deyip…aklınıza eseni yapmayın.Çünkü yılın son gecesi ve büyük umutlar bağladığınız yeni yılın ilk günü sizin kabusunuz olabilir.

İstatistiklere baktığımız zaman ölümlü kazalar, kavgalar ve cinayetler vs. hep bu gibi özel anlam yüklenen gecelerde artmıştır. Demem o ki, anlık zevkleriniz için yılınızı, hayatınızı ve belki de geleceğinizi karartacaksınız. Ama yaptıklarınızın hiçbiri bunlara değmez. Çünkü o gece siz özel kahraman olmayacaksınız. Öncesinde neyseniz gene o olarak kalacaksınız. Bunun için çok anlam yüklemeye gerek yok bugünü. Size tavsiyem sıradan günlerden bir farkı olmadığını düşünerek hareket edin. Ama yeni başlangıçlar için de önemli olduğunu bilin. Bu sebeple yeni yılınızı en içten dileklerimle kutlar; hepimize sağlık, mutluluk ve huzur getirmesini temenni ederim. Her şey dilediğinizce olsun, mutlu seneler.

(Necati Dilek)

Suya Sabuna Dokunmamak

İnsan yaşadığı toplumun bir ferdidir,onun için toplumda yaşanan ve onları etkileyen olaylardan o da sorumludur. Aman ben işime bakarım, çevremde ne olursa olsun demek gibi bir lüksü ne yazık ki yoktur,olmamalıdır.Bu durum toplumun bir ferdi olmanın getirdiği ilk yükümlülüktür.

Öyle ki, duyarlılığı yüksek toplumlarda toplum sorunlarına eğilmek, onlar üzerinde kafa yormak oldukça fazladır. Çünkü insanlar rahat ve huzuruna çomak sokan insanları, yöneticileri ve kurumları bilmek isterler.Bilsinler ki buna anında tepki gösterip yanlışı gösterebilsinler.Böyle bilinçli bir hareket bu toplumlarda toplumun her kesimine bulaşmıştır. Dolayısıyla karar alma ve uygulama mekanizmaları bu toplumlarda başına buyruk hareket edemez. Yani toplumun istediği olur.Bu da mutlu ve huzurlu bir toplumun kilit noktasıdır.

Yalnız duyarlılık seviyesi düşük ve nemelazım zihniyetindeki toplumlarda durumlar biraz farklıdır.İnsanlar deyim yerindeyse suya sabuna dokunmazlar.Birileri onların yerine kararları alır ve onları kuzu kuzu yönetirler. Böyle toplumlarda her kafadan bir ses çıkar.Kimse ne olduğunu, ne yapacağını bilemez. İnsanlar duygularıyla hareket ederler.Bütçesini zorlayacağını bildiği halde temel ihtiyaçlarına yapılan orantısız zamları bile haykırmaktan kaçınırlar.Bazıları da işgal ettikleri makamlardan olmamak için sesini çıkarmaz, yanlışa doğru derler.Öyleleri vardır ki,menfaatleri uğruna inandığı
değerleri çiğneyip geçer. Bunlar hep birilerinin güdümündedirler. Efendileri rahatsız olmasın diye her şeyi sineye çekerler. Ama bunun farkına bile varmazlar.

Bizim toplumumuzda bu zihniyette ne yazık ki binlerce, on binlerce insan var. Herkes kendince kurmuş bir düzen gidiyor. Kimisi birilerine yanaşmış ondan nemalanıyor, kimisi önüne gelen sövüp saymaktan öte bir şey yapamıyor. Alanlar her zaman memnun, ceplerini dolduruyor. Yetmedi mi, daha alıyor. Peki ne yapmak gerekiyor?Öncelikle herkesin uyanık olması, toplumun yaşadığı sıkıntıları kendi sıkıntısı görmesi gerekiyor.Bunun yolu da insanların bilinçlenmesinden geçmektedir.Yani yok öyle suya sabuna dokunmadan yaşamak.Herkes kabuğuna çekilir meydanı boş bırakır-
sa bu düzende isteyen istediği gibi at koşturur. Bu yüzden yaşanan her olayın sıkı takipçisi olmalıyız,yanlışa doğru dememeliyiz.Demokratik bir toplum olmanın verdiği haklı gururla sesimizi yükseltmeliyiz.

Bu durumdan belki rahatsız olanlar olacaktır ama biz daha huzurlu, daha mutlu ve daha bilinçli bir toplum olmak için yapmalıyız bunu.Birileri sesini yükseltirse değil, toplum sesini yükseltirse yükseliriz.Çünkü gelişmiş bir toplum olmak bunu gerektirir. Bunun için lütfen çevrenizde olup biten hiçbir şeye duyarsız kalmayın. Suya sabuna dokunun, bu toplumda ben de varım deyin.

Necati Dilek/ 19.12.2019

Başarılı Olmanın 10 Altın Kuralı

Hayatımızı idame ettirmek için ama öyle ama böyle hepimizin başarılı olmaya ihtiyacı vardır. Çünkü elde ettiğimiz başarı bizim yaşam kalitemizi doğrudan etkileyecektir.Peki insanları başarılı nedir?Bunun bir formülü var mıdır?Tabii ki başarının bir formülü vardır. Gelin bunlara birlikte göz atalım.

1.)Başarılı olmak istemekle Başlar: Evet, yanlış duymadınız önce başarıyı arzulamanız gerekecek. Bu sizin ilk adımınız olacak, unutmayın.
2.)Ne istediğinize karar verin: Başarılı olmayı istiyoruz ama hangi yönümüzle ön plana çıkacağız, yeteneklerimizin farkında mıyız?Bunları belirleyin, sonra başarı merdivenlerini adım adım tırmanın.
3.)Planlı Olun: Zirvelere erişmek için elinizde bir yol haritanızın olması gerekecek. Bu da bir planınızın olmasını gerektirir. Çünkü en kötü plan plansızlıktan iyidir. Planlarınıza sadık kalmaya özen gösterin. Sizin gücünüze uygun planlar yapmanız sizi başarıya daha kolay ulaştıracaktır.
4.)Engellere takılıp kalmayın:Kimse başarı merdivenlerini eli cebinde çıkamaz,önüne türlü türlü engeller mutlaka çıkacaktır. Yalnız önemli olan o engeller değil, sizin o engelleri aşmanızdır. Zaten kimse sizin karşılaştığınız engellerin zorluğuna bakmaz, sadece sonuca bakar. O yüzden siz de sonuca odaklanın.
5.)Moral bozucuları duymazdan gelin:Başarı yolunda siz emin adımlarla ilerlerken size destek olanlar olacağı gibi sözleriyle ve davranışlarıyla sizi üzecek,köstek olacak kişilerle karşılaşacaksınız. Bunlar sizin için önemli olmamalı. Meyveli ağacı taşlarlar,bunu sakın aklınızdan çıkarmayın.
6.)Yapabileceğinize hep inanın: Zor olsa da sabırla her işin üstesinden gelebilirsiniz.Bu yüzden kendinize inancınızı yitirmeyin. İçinizdeki inanç sizi başarıya götürecektir.
7.)Düzenli çalışın:Başarı süreklilik ister,düzenli çalışmayla pekala elde edebilirsiniz. Bir gün çalışıp iki gün ara vermek düzenli bir çalışma değildir. Her gün az ama öz çalışın.Bu sizin için daha iyi olacaktır.
8.)Kendinize zaman ayırın:Uzun bir maraton gibi gördüğünüz bu çalışma takviminizde mutlaka kendinize zaman ayırın. Çünkü hayat çalışmaktan ibaret değildir. Gezmeye, eğlenmeye herkes gibi sizin de hakkınız var.
9.)Kaybetmekten korkmayın: Tekrar tekrar deneyin.Başarı yolunda zaman zaman işler yolunda gitmeyecektir. Çalıştığınız halde istediğinizi elde edemediğinizi göreceksiniz.Bu durumda hiç üzülmeyin, rahat olun.Güveninizi yitirmeden yolunuza devam edin. Yaptığınız hatalara olumlu tarafından bakın.Böylece yapmamanız gereken bir yanlışı daha öğrendiniz, öyleyse sevinin.
10.)Kendinizi başarıya odaklayın: Başarıya giden yolun zorlu bir süreç olduğunu pekala biliyorsunuz. Bunun için kafanızdaki tüm olumsuz düşüncelerden kurtulun,başarıya ulaşmış olduğunuzu düşünün.İşte o zaman tüm yorgunluğunuz,sıkıntılarınız akıp gidecektir. Ve ne olursa olsun asla pes etmeyin. Önemli olan fırtınaların şiddeti değil, sorumlu olduğunuz gemileri limana getirip getirmediğinizdir.
Necati Dilek

Başarı Süreklilik İster

Başarı, bir uğraş ve çalışma sonucu elde edilen bir gösterge, bir üründür. Bu da karınca misali çalışmakla olacak bir şeydir. Emek olmadan yemek olmayacağını hepimiz biliriz. Yalnız uygulamada her zaman olduğu gibi eksik kalıyoruz.Sonra da başarısız oluyoruz.

Nasıl mı? Bizler heyecanla bir işe hatta işlere başlayan ama sonunu getirmeyen insanlarız.Neredeyse pek çoğumuzda var bunun örnekleri. Öyle çok uzağa gitmeyelim, kendimizden örnek verelim. Mesela kafamızda bir üretip bunu hayata koymak isteriz, ilk üç beş gün bir hafta hevesle yaparız. Sonra istediğimizi alamadığımız için o işe olan ilgimiz kaybolur ve hayallerimiz başlamadan bitmiş olur. Zora gelemeyip sabırlı olmadığımız için sık sık yaşarız bu durumu. Sonra da hayattan umduğunu bulamamış başarısız bireyler olarak dolanırız. Oysa başarının süreklilik istediğini bilmeyen yoktur ama dedik ya uygulamada sıkıntılıyız,işte bu da bizim en büyük zaafımız.

Şöyle etrafımıza detaylıca baktığımızda yüksek başarılara imza atmış kişilerin ne kadar çok çalıştığını, ne kadar çok bedel ödediğini görmemiz zor olmayacaktır. Herkesin imrenerek baktığı bir kişi olmak, ya da çok tutulan bir markayı yaratmak ve daha niceleri… Bunlar kulağa hoş gelen şeylerdir. Ama ben de yapmak istiyorum demekle olacak şeyler değil. Bugün doçent, profesör mertebesine erişmiş bir kişinin o aşamaya gelebilmek için ne kadar fedakarlıkta bulunduğunu varın siz düşünün.(Torpille kadrolara yerleşenler istisna) Öyleyse ne duruyorsunuz hala? Madem başarılı olmayı heves ettiniz o zaman kolları sıvayıp çalışma zamanı. Bunun için kendinize uygulayabileceğiniz planlar yapın. Yıllar sonra nerede olmak istiyorsunuz ona karar verin. Sonra da planlarınıza sadık kalarak çalışmaya başlayın. Planınızda ufak tefek aksamalar olabilir ama bunları pekala telafi edebilirsiniz. Hiçbir şey sizi yıldırmasın, yolunuza devam edin.

Önemli olan planlarınızda aksamaların olması değil zaten, onlara takılıp kalmamanızdır önemli olan.Düştüyseniz yeniden yeniden ayağa kalkmayı bileceksiniz. Umutsuzluk olmayacak hiçbir vakit. Sebat gösterip çalışmaya odaklanırsanız emeklerinizin karşılığını elbette alırsınız. Bunun için başta da dediğimiz gibi ”Başarı süreklilik ister.”dedik ve demeye de devam edeceğiz. Başarılı dolu günler hep sizinle olsun.
Necati Dilek

Demini Almayan Yazı

Dört mevsimi bir arada yaşadığımız günün sabahında haftanın yorgunluğunu fazlaca hissetmekteyim. Bu yüzden suya sabuna dokunasım yok. Kısa yolda mutluluğu aramaya koyuldum kelimelerde. Bir baktım ki hükümranlığım son bulmuş onlar üzerinde. Geçit vermiyorlar bir türlü, mutluluk olsa da sonunda. Almış başını giderken her biri, ben seyreyliyorum sessizce.

Pır pır uçup giderken kelimeler, nihayet aklıma takıldı bir düşünce. İçtiğim buğusu üstünde ama tadı acı çaydan mı esti ne?Aklıma her şeyin olduğu gibi ”yazı”nın da bir zamanı olabileceği geldi. Biraz deşince ortaya karışık bir şeyler çıkardığımı gördüm. Evet, evet. Her şeyin olduğu gibi yazının da varmış zamanı dedim kendime. Kimisi buna ilham diyor, kimisi hamlık, kimisi de cahillik. Ben de naçizane çaydan çıktım yola, demini almadı dedim ve oluruna bıraktım her şeyi.

Buna nasıl mı kanaat getirdim?Kafada belirdiyse bir düşünce elbet bir yolunu bulur, düşer berrak sayfalara.Sahibini de zora sokmaz, uğraştırmaz. Akıverir su misali ortaya.Lakin demini almadıysa kafadadaki düşünce, kelimeler isyan şiirleri dizer bir bir. Doluya koyarsınız almaz, boya koyarsınız dolmaz. Bu demek oluyor ki, uğraştığınız o yazıdan size iş çıkmayacak.Sizi bu kadar zorladıysa bir yazı, okuyanın ağzına da tat vermez. Kelimeler ağzında uzar gider. Gider gitmesine ama nereye gider bilinmez.

O yüzden böyle zamanlarda amansız bir mücadeleye girmeyin kelimelerle. Çünkü gireceğiniz mücadelenin kazananı yoktur ama kaybedeni sizin olacağınız muhakkaktır. O vakit yapacağınız en güzel şey: Kelimelerden uzaklaşıp onları kendi haline bırakmaktır. Bırakın ki kafanız dağılsın,düşünceleriniz berraklaşsın. Haydi biraz zaman tanıyın, demini alsın yazılar. O vakit nerede olursanız olun, onlar gelip sizi bulacaktır. Okuyana çay tadında keyif veren yazılar yazmanız temennisiyle. Yazıyla kalın.

Necati Dilek

Atan(a)mayan Öğretmen

Hepimiz umudun hayallerine bırakılan birer çocuktuk. Sonra yıllar yılları kovaladı. Arkadaşlarımız gezer tozarken biz gece gündüz ders çalıştık, sınav sınav koşturduk. En sonunda artık okul bitti, sen öğretmensin dediler. Biz de sevindik.Elimizde diplomamız koştuk ailelerimize. Zorlu yıllar geride kalmış artık öğretmen olmuştuk. Ve şimdi görev zamanıydı. Anadolu’nun en ücra köşesine gidecek memlekete evlat yetiştirecektik.Güzel hayallerimiz vardı o zamanlar, mutluluktan ayaklarımızın yere basmadığı yıllardı.

Ta ki bizi yeni baştan test edip öğretmen olarak atayacak illet bir sınav olan KPSS’ye girene kadar devam etti bu süreç. Girdik girmesine de her şey allak bullak oldu bir anda. Şanşı yaver giden bir avuç arkadaşımız atandı gitti. Bize de atanınca şöyle… böyle… diye başlayan cümleler kurmak kaldı. Başladık umutla beklemeye. Zaman içinde sınavlara yenileri eklendi, giren sayısı hep arttı. Sanki bizi toplama kampına almışlar, her sene yeni üyelerini kamyonla boşaltıp boşaltıp gidiyor gibi bir his vardı içimizde. Bekleme süresi tam bir işkenceydi. Başta ailelerimiz olmak üzere akraba, eş dost hiçbirinin yüzüne bakamaz olduk. Her gittiğimiz yerde ”Atandın mı?”, yeni atama olacakmış gibi bizi sıkboğaz eden konuşmalar sürüp gidiyordu. Derdimizden değil de sorandan ölüyorduk resmen. Nasreddin Hoca’nın misali bizi en iyi bizim gibi olanlar anlıyordu. Bana eşekten düşeni getirin diyecek kadar acınacası bir haldeydik deyim yerindeyse.

Yine de yılmadık, hep bir umut bekledik,durduk. Bir ay,üç ay, bir yıl, üç yıl… Derken bir de ücretli diye bir şey çıkardılar. Merak edip başvurduk hemen. Yarı atanmış sayılırdık ne de olsa. Başladık bir heves çalışmaya. Bir ay, iki ay derken bir de baktık ki aldığımız para ay sonunu getirmiyor. Anladık ki karın tokluğuna çalışıyoruz. Pes etmedik gene hemen. Bir yandan okul, bir yandan sınav.Çalıştık gece gündüz. Ama olmadı,onlarca ders ve bir sürü dert ağır geldi bize. Uzamayı bırakın, kısaldık yıllarca. Herkesin gözünde atanmayan bir zavallı olmak da cabası. O canından çok sevdiğin öğrencilerinin bile ilk sorduğu ”Paralı mısınız?” olunca, beraber aynı işi yaptığın meslektaşların gözünde bile yok hükmündeysen her şey daha bir ağır gelecekti elbet bizlere.

Her halimizle gündem olduk çoğu zaman.Çarşaf çarşaf haber yaptılar bizi. Yaşadığı onca sıkıntıya, bu ağır dramı kaldıramayan arkadaşlarımız bir bir veda ettiler hayallerine ve hayatlarına. Öyle ya kolay değildi bu durumla başa çıkmak. Pek çok meslektaşımız farklı işlere yöneldiler. Kimisi babasının dükkanına çırak oldu bir sığıntı gibi. Yediği, içtiği göze battı. Kimisi hiç istemese de ekmek davası için asker,polis oldu. Eli kalem tutacakken silah tutar oldu. Kimisi kendini bir market reyonuna, satış mağazasına attı, rızkını temin etmek için. Kendinden kat kat düşük eğitim almış patronlarının gözüne girmek için gecesine gündüzüne kattılar. Evet, herkes rızkını bir şekilde temin etti, ediyor ve etmeye de devam edecek. Ama o gençler( o öğretmenler) hiç böyle hayal etmemişlerdi. Yaptık-
ları hiçbir işi küçümsemediler ama yıllarca farklı yerlerde çalışmak için eğitim almamışlardı. Zorlarına giden de buydu ya zaten. Ortada bir yanlış vardı, bu kesindi. Öyleyse bu yanlışın suçlusu kimdi? işsizliği geçici olarak önlemek için her yere fakülte açan, sonra devede kulak misali atama yapan devlet mi, yoksa bir idealin peşine takılıp yıllarını heba eden idealist ruhlu gençler mi? İşte bunlar ağır sorulardı. Ne cevabını bilen vardı ne de cevabını veren.

Bu devran böyle dönüp gidiyor. Herkes birbirini suçluyor ve fakat ne hikmetse suçlu ortaya çıkmıyor. Ama ortaya çıkan bir şey var o da elinde diploma, atama bekleyen öğretmenlerin sayısının her geçen gün arttığıdır. Binlerce öğretmen açığı olan devasa bir kurum MEB. Sayıları 400 bine yaklaşmış bir topluluk. 2023 yılında 1 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Muazzam bir sayı var ortada. Bu konunun yetkililer tarafından ivedilikle çözüme kavuşturulması gerekiyor. Madem görev vermeyecektiniz niye öğretmenlik diploması verdiniz?Her yıl eğitim fakültelerinin kontenjanlarını şişirip
o da yetmezmiş gibi parayı basana formasyon verdiniz. Sonuç mu, öğretmen olmuş ama ataması yapılmamış on binlerce genç. Sahi bu gençlerin durduk yere niye canını yaktınız,ne istediniz onlardan ve hayallerinden?

İşte durum bundan ibaret. Bize icraat lazım şimdi beyler, görüyorsunuz ki lafla peynir gemisi yürümüyor. Hayatının en güzel ve en verimli yıllarını sınav çalışarak, atama bekleyerek geçiren bu gençleri birilerinin duyması lazım. Atanamayan öğretmen yoktur, ataması yapılmamış öğretmen vardır. Evet,sayı bir hayli kabarık ama gerekli düzenlemeler yapılıp tedbirler alınırsa çok değil iki üç yıl içinde atama bekleyen öğretmenler diye bir derdimiz kalmayacaktır. Ülkemizin yetişmiş genç beyinlerini heba edip çöplüğe çevirmektense bazı şeylerden fedakarlık yapıp onlara öncelik vermek
daha akıllı ve yerinde bir hamle olacaktır diye düşünüyorum. Zor ve imkansız diye bir şey yoktur. Yeter ki, bir şeyler yapılmak istensin. Bu ülkenin ekonomik gücü, yıllarca mağdur edilmiş genç beyinleri sahiplenmeye fazlasıyla yetecektir. Lütfen çığ gibi büyüyen bu sese kulak verin.
11.11.2019/ Necati Dilek

 

İdeallerinizin Peşinden Gidin

Her şey uslu uslu oturup hayal kurmakla başladı. Hayatın acımasız gerçeklerinden bir nebze de olsun kaçabilmek için sığındık onlara. Sonra da bir baktık hayallerimiz gerçeklerimiz olmaya aday olmuş. Arayıp da bulamadığımız bu fırsatı gerçeğimiz yapmak için kolları sıvadık ve başladık bu sebepten ötürü harıl harıl çalışmaya.

Bunun için dur durak bilmeden çalışıyor ve adım adım hedefe ilerliyorduk. Başarının gelip bizi bulması an meselesiydi. ”İşleyen demir ışıldar.” sözünün tecrübesine güvenerek daha bir sıkı sarıldık hedeflerimize. Hepimiz için farklı anlamlar ifade hedefler, bizim hayatımızın baş köşesine oturmuş bize yön veriyordu. O hedeflerin gerçekleşeceğinden o kadar emindik ki, başka bir seçenek yoktu, olamazdı elbette.

Yalnız evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz.Hiç beklemediğiniz şeyler olur, sizin önünüze taş koyar.Bazen elimizde olmadan (önümüze çıkan engeller neticesinde) başarısızlığa uğrarız. Daha bunu hazmedememişken işler iyice sarpa sarar ve biz allak bullak bir şekilde dımdızlak ortada kalırız. Önümüzde ne başarı vardır ne de bizi zirveye taşıyacak hedefler. Umutla ileriye bakan, yaşama sevinciyle dolu bireyler gitmiş ve yerine ideallerinden vazgeçmiş, hayata havlu atmış bireyler gelmiştir.Bu durum ne kadar sürer kişiye göre değiştiği için bilinmez. Bilinen bir şey vardır ki, o da insanların darmadağın olduğu ve ideallerinden uzaklaştığı. Peki, sorarım şimdi sizlere: ”Önümüze engeller çıktı, yolumuzdan etti diye ideallerimizden vazgeçmek, pes etmek ne kadar doğru?Başarının öyle kolay elde edilemeyeceğini bilmiyor muyuz?İnsanlığa mal olmuş nice başarının ardında azimli çalışma ve ısrarla devam etme yok mudur?Elbette vardır.
Örneğin Edison’un ampulü bulmak için binlerce deneme yaptığını duymayanınız var mı?Ya da daha yakından örnek verelim isterseniz. Üniversiteyi bitiren birisinin atanmak için defalarca sınava girdiğini üçüncü,dördüncü, hatta beşinci girişinde yeterli puanı alıp atandığını çevremizden, yakınlarımızdan bir şekilde duymuşuzdur.Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

Bu durumdan şöyle bir sonuca ulaşabiliriz.Başarıyı gerçekten isteyip pes etmeden sabırla çalışmaya devam edince başarılı olunuyormuş.Bunu hayatımızın felsefesi haline getirirsek önümüzde durabilecek hiçbir şey yoktur. Öyleyse şimdi yeniden başlamanın vakti. Hiçbir şey için geç değil.İşe kafanızdaki olumsuz düşünceleri atmakla başlayın.Sonra ne istediğinizi, ne yapmayı amaçladığınızı belirleyin.Hani her şey bir hayalle başlamıştı ya, şimdi yeniden hayal kurun. Kurduğunuz hayalinizin gerçekleşmesi için de elinizden gelenin fazlasını yapın.Şartlar ne olursa olsun isteklerinizden, hayallerinizden asla vazgeçmeyin. Bu istekleriniz sizin hayata tutunuşunuz, hayattaki idealinizdir. Haydi durmayın ideallerinizin peşinden koşun. Karşılığında bedel ödeseniz
de idealleriniz için yaşayın ve onları kimselere teslim etmeyin.Sizin hayalleriniz, sizin idealleriniz başkalarının gerçeği olmasın.Sizle başladı, sizde kalsın lütfen.
4.11.2019/Necati Dilek

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑