Başarı Süreklilik İster

Başarı, bir uğraş ve çalışma sonucu elde edilen bir gösterge, bir üründür. Bu da karınca misali çalışmakla olacak bir şeydir. Emek olmadan yemek olmayacağını hepimiz biliriz. Yalnız uygulamada her zaman olduğu gibi eksik kalıyoruz.Sonra da başarısız oluyoruz.

Nasıl mı? Bizler heyecanla bir işe hatta işlere başlayan ama sonunu getirmeyen insanlarız.Neredeyse pek çoğumuzda var bunun örnekleri. Öyle çok uzağa gitmeyelim, kendimizden örnek verelim. Mesela kafamızda bir üretip bunu hayata koymak isteriz, ilk üç beş gün bir hafta hevesle yaparız. Sonra istediğimizi alamadığımız için o işe olan ilgimiz kaybolur ve hayallerimiz başlamadan bitmiş olur. Zora gelemeyip sabırlı olmadığımız için sık sık yaşarız bu durumu. Sonra da hayattan umduğunu bulamamış başarısız bireyler olarak dolanırız. Oysa başarının süreklilik istediğini bilmeyen yoktur ama dedik ya uygulamada sıkıntılıyız,işte bu da bizim en büyük zaafımız.

Şöyle etrafımıza detaylıca baktığımızda yüksek başarılara imza atmış kişilerin ne kadar çok çalıştığını, ne kadar çok bedel ödediğini görmemiz zor olmayacaktır. Herkesin imrenerek baktığı bir kişi olmak, ya da çok tutulan bir markayı yaratmak ve daha niceleri… Bunlar kulağa hoş gelen şeylerdir. Ama ben de yapmak istiyorum demekle olacak şeyler değil. Bugün doçent, profesör mertebesine erişmiş bir kişinin o aşamaya gelebilmek için ne kadar fedakarlıkta bulunduğunu varın siz düşünün.(Torpille kadrolara yerleşenler istisna) Öyleyse ne duruyorsunuz hala? Madem başarılı olmayı heves ettiniz o zaman kolları sıvayıp çalışma zamanı. Bunun için kendinize uygulayabileceğiniz planlar yapın. Yıllar sonra nerede olmak istiyorsunuz ona karar verin. Sonra da planlarınıza sadık kalarak çalışmaya başlayın. Planınızda ufak tefek aksamalar olabilir ama bunları pekala telafi edebilirsiniz. Hiçbir şey sizi yıldırmasın, yolunuza devam edin.

Önemli olan planlarınızda aksamaların olması değil zaten, onlara takılıp kalmamanızdır önemli olan.Düştüyseniz yeniden yeniden ayağa kalkmayı bileceksiniz. Umutsuzluk olmayacak hiçbir vakit. Sebat gösterip çalışmaya odaklanırsanız emeklerinizin karşılığını elbette alırsınız. Bunun için başta da dediğimiz gibi ”Başarı süreklilik ister.”dedik ve demeye de devam edeceğiz. Başarılı dolu günler hep sizinle olsun.
Necati Dilek

Demini Almayan Yazı

Dört mevsimi bir arada yaşadığımız günün sabahında haftanın yorgunluğunu fazlaca hissetmekteyim. Bu yüzden suya sabuna dokunasım yok. Kısa yolda mutluluğu aramaya koyuldum kelimelerde. Bir baktım ki hükümranlığım son bulmuş onlar üzerinde. Geçit vermiyorlar bir türlü, mutluluk olsa da sonunda. Almış başını giderken her biri, ben seyreyliyorum sessizce.

Pır pır uçup giderken kelimeler, nihayet aklıma takıldı bir düşünce. İçtiğim buğusu üstünde ama tadı acı çaydan mı esti ne?Aklıma her şeyin olduğu gibi ”yazı”nın da bir zamanı olabileceği geldi. Biraz deşince ortaya karışık bir şeyler çıkardığımı gördüm. Evet, evet. Her şeyin olduğu gibi yazının da varmış zamanı dedim kendime. Kimisi buna ilham diyor, kimisi hamlık, kimisi de cahillik. Ben de naçizane çaydan çıktım yola, demini almadı dedim ve oluruna bıraktım her şeyi.

Buna nasıl mı kanaat getirdim?Kafada belirdiyse bir düşünce elbet bir yolunu bulur, düşer berrak sayfalara.Sahibini de zora sokmaz, uğraştırmaz. Akıverir su misali ortaya.Lakin demini almadıysa kafadadaki düşünce, kelimeler isyan şiirleri dizer bir bir. Doluya koyarsınız almaz, boya koyarsınız dolmaz. Bu demek oluyor ki, uğraştığınız o yazıdan size iş çıkmayacak.Sizi bu kadar zorladıysa bir yazı, okuyanın ağzına da tat vermez. Kelimeler ağzında uzar gider. Gider gitmesine ama nereye gider bilinmez.

O yüzden böyle zamanlarda amansız bir mücadeleye girmeyin kelimelerle. Çünkü gireceğiniz mücadelenin kazananı yoktur ama kaybedeni sizin olacağınız muhakkaktır. O vakit yapacağınız en güzel şey: Kelimelerden uzaklaşıp onları kendi haline bırakmaktır. Bırakın ki kafanız dağılsın,düşünceleriniz berraklaşsın. Haydi biraz zaman tanıyın, demini alsın yazılar. O vakit nerede olursanız olun, onlar gelip sizi bulacaktır. Okuyana çay tadında keyif veren yazılar yazmanız temennisiyle. Yazıyla kalın.

Necati Dilek

Atan(a)mayan Öğretmen

Hepimiz umudun hayallerine bırakılan birer çocuktuk. Sonra yıllar yılları kovaladı. Arkadaşlarımız gezer tozarken biz gece gündüz ders çalıştık, sınav sınav koşturduk. En sonunda artık okul bitti, sen öğretmensin dediler. Biz de sevindik.Elimizde diplomamız koştuk ailelerimize. Zorlu yıllar geride kalmış artık öğretmen olmuştuk. Ve şimdi görev zamanıydı. Anadolu’nun en ücra köşesine gidecek memlekete evlat yetiştirecektik.Güzel hayallerimiz vardı o zamanlar, mutluluktan ayaklarımızın yere basmadığı yıllardı.

Ta ki bizi yeni baştan test edip öğretmen olarak atayacak illet bir sınav olan KPSS’ye girene kadar devam etti bu süreç. Girdik girmesine de her şey allak bullak oldu bir anda. Şanşı yaver giden bir avuç arkadaşımız atandı gitti. Bize de atanınca şöyle… böyle… diye başlayan cümleler kurmak kaldı. Başladık umutla beklemeye. Zaman içinde sınavlara yenileri eklendi, giren sayısı hep arttı. Sanki bizi toplama kampına almışlar, her sene yeni üyelerini kamyonla boşaltıp boşaltıp gidiyor gibi bir his vardı içimizde. Bekleme süresi tam bir işkenceydi. Başta ailelerimiz olmak üzere akraba, eş dost hiçbirinin yüzüne bakamaz olduk. Her gittiğimiz yerde ”Atandın mı?”, yeni atama olacakmış gibi bizi sıkboğaz eden konuşmalar sürüp gidiyordu. Derdimizden değil de sorandan ölüyorduk resmen. Nasreddin Hoca’nın misali bizi en iyi bizim gibi olanlar anlıyordu. Bana eşekten düşeni getirin diyecek kadar acınacası bir haldeydik deyim yerindeyse.

Yine de yılmadık, hep bir umut bekledik,durduk. Bir ay,üç ay, bir yıl, üç yıl… Derken bir de ücretli diye bir şey çıkardılar. Merak edip başvurduk hemen. Yarı atanmış sayılırdık ne de olsa. Başladık bir heves çalışmaya. Bir ay, iki ay derken bir de baktık ki aldığımız para ay sonunu getirmiyor. Anladık ki karın tokluğuna çalışıyoruz. Pes etmedik gene hemen. Bir yandan okul, bir yandan sınav.Çalıştık gece gündüz. Ama olmadı,onlarca ders ve bir sürü dert ağır geldi bize. Uzamayı bırakın, kısaldık yıllarca. Herkesin gözünde atanmayan bir zavallı olmak da cabası. O canından çok sevdiğin öğrencilerinin bile ilk sorduğu ”Paralı mısınız?” olunca, beraber aynı işi yaptığın meslektaşların gözünde bile yok hükmündeysen her şey daha bir ağır gelecekti elbet bizlere.

Her halimizle gündem olduk çoğu zaman.Çarşaf çarşaf haber yaptılar bizi. Yaşadığı onca sıkıntıya, bu ağır dramı kaldıramayan arkadaşlarımız bir bir veda ettiler hayallerine ve hayatlarına. Öyle ya kolay değildi bu durumla başa çıkmak. Pek çok meslektaşımız farklı işlere yöneldiler. Kimisi babasının dükkanına çırak oldu bir sığıntı gibi. Yediği, içtiği göze battı. Kimisi hiç istemese de ekmek davası için asker,polis oldu. Eli kalem tutacakken silah tutar oldu. Kimisi kendini bir market reyonuna, satış mağazasına attı, rızkını temin etmek için. Kendinden kat kat düşük eğitim almış patronlarının gözüne girmek için gecesine gündüzüne kattılar. Evet, herkes rızkını bir şekilde temin etti, ediyor ve etmeye de devam edecek. Ama o gençler( o öğretmenler) hiç böyle hayal etmemişlerdi. Yaptık-
ları hiçbir işi küçümsemediler ama yıllarca farklı yerlerde çalışmak için eğitim almamışlardı. Zorlarına giden de buydu ya zaten. Ortada bir yanlış vardı, bu kesindi. Öyleyse bu yanlışın suçlusu kimdi? işsizliği geçici olarak önlemek için her yere fakülte açan, sonra devede kulak misali atama yapan devlet mi, yoksa bir idealin peşine takılıp yıllarını heba eden idealist ruhlu gençler mi? İşte bunlar ağır sorulardı. Ne cevabını bilen vardı ne de cevabını veren.

Bu devran böyle dönüp gidiyor. Herkes birbirini suçluyor ve fakat ne hikmetse suçlu ortaya çıkmıyor. Ama ortaya çıkan bir şey var o da elinde diploma, atama bekleyen öğretmenlerin sayısının her geçen gün arttığıdır. Binlerce öğretmen açığı olan devasa bir kurum MEB. Sayıları 400 bine yaklaşmış bir topluluk. 2023 yılında 1 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Muazzam bir sayı var ortada. Bu konunun yetkililer tarafından ivedilikle çözüme kavuşturulması gerekiyor. Madem görev vermeyecektiniz niye öğretmenlik diploması verdiniz?Her yıl eğitim fakültelerinin kontenjanlarını şişirip
o da yetmezmiş gibi parayı basana formasyon verdiniz. Sonuç mu, öğretmen olmuş ama ataması yapılmamış on binlerce genç. Sahi bu gençlerin durduk yere niye canını yaktınız,ne istediniz onlardan ve hayallerinden?

İşte durum bundan ibaret. Bize icraat lazım şimdi beyler, görüyorsunuz ki lafla peynir gemisi yürümüyor. Hayatının en güzel ve en verimli yıllarını sınav çalışarak, atama bekleyerek geçiren bu gençleri birilerinin duyması lazım. Atanamayan öğretmen yoktur, ataması yapılmamış öğretmen vardır. Evet,sayı bir hayli kabarık ama gerekli düzenlemeler yapılıp tedbirler alınırsa çok değil iki üç yıl içinde atama bekleyen öğretmenler diye bir derdimiz kalmayacaktır. Ülkemizin yetişmiş genç beyinlerini heba edip çöplüğe çevirmektense bazı şeylerden fedakarlık yapıp onlara öncelik vermek
daha akıllı ve yerinde bir hamle olacaktır diye düşünüyorum. Zor ve imkansız diye bir şey yoktur. Yeter ki, bir şeyler yapılmak istensin. Bu ülkenin ekonomik gücü, yıllarca mağdur edilmiş genç beyinleri sahiplenmeye fazlasıyla yetecektir. Lütfen çığ gibi büyüyen bu sese kulak verin.
11.11.2019/ Necati Dilek

 

İdeallerinizin Peşinden Gidin

Her şey uslu uslu oturup hayal kurmakla başladı. Hayatın acımasız gerçeklerinden bir nebze de olsun kaçabilmek için sığındık onlara. Sonra da bir baktık hayallerimiz gerçeklerimiz olmaya aday olmuş. Arayıp da bulamadığımız bu fırsatı gerçeğimiz yapmak için kolları sıvadık ve başladık bu sebepten ötürü harıl harıl çalışmaya.

Bunun için dur durak bilmeden çalışıyor ve adım adım hedefe ilerliyorduk. Başarının gelip bizi bulması an meselesiydi. ”İşleyen demir ışıldar.” sözünün tecrübesine güvenerek daha bir sıkı sarıldık hedeflerimize. Hepimiz için farklı anlamlar ifade hedefler, bizim hayatımızın baş köşesine oturmuş bize yön veriyordu. O hedeflerin gerçekleşeceğinden o kadar emindik ki, başka bir seçenek yoktu, olamazdı elbette.

Yalnız evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz.Hiç beklemediğiniz şeyler olur, sizin önünüze taş koyar.Bazen elimizde olmadan (önümüze çıkan engeller neticesinde) başarısızlığa uğrarız. Daha bunu hazmedememişken işler iyice sarpa sarar ve biz allak bullak bir şekilde dımdızlak ortada kalırız. Önümüzde ne başarı vardır ne de bizi zirveye taşıyacak hedefler. Umutla ileriye bakan, yaşama sevinciyle dolu bireyler gitmiş ve yerine ideallerinden vazgeçmiş, hayata havlu atmış bireyler gelmiştir.Bu durum ne kadar sürer kişiye göre değiştiği için bilinmez. Bilinen bir şey vardır ki, o da insanların darmadağın olduğu ve ideallerinden uzaklaştığı. Peki, sorarım şimdi sizlere: ”Önümüze engeller çıktı, yolumuzdan etti diye ideallerimizden vazgeçmek, pes etmek ne kadar doğru?Başarının öyle kolay elde edilemeyeceğini bilmiyor muyuz?İnsanlığa mal olmuş nice başarının ardında azimli çalışma ve ısrarla devam etme yok mudur?Elbette vardır.
Örneğin Edison’un ampulü bulmak için binlerce deneme yaptığını duymayanınız var mı?Ya da daha yakından örnek verelim isterseniz. Üniversiteyi bitiren birisinin atanmak için defalarca sınava girdiğini üçüncü,dördüncü, hatta beşinci girişinde yeterli puanı alıp atandığını çevremizden, yakınlarımızdan bir şekilde duymuşuzdur.Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

Bu durumdan şöyle bir sonuca ulaşabiliriz.Başarıyı gerçekten isteyip pes etmeden sabırla çalışmaya devam edince başarılı olunuyormuş.Bunu hayatımızın felsefesi haline getirirsek önümüzde durabilecek hiçbir şey yoktur. Öyleyse şimdi yeniden başlamanın vakti. Hiçbir şey için geç değil.İşe kafanızdaki olumsuz düşünceleri atmakla başlayın.Sonra ne istediğinizi, ne yapmayı amaçladığınızı belirleyin.Hani her şey bir hayalle başlamıştı ya, şimdi yeniden hayal kurun. Kurduğunuz hayalinizin gerçekleşmesi için de elinizden gelenin fazlasını yapın.Şartlar ne olursa olsun isteklerinizden, hayallerinizden asla vazgeçmeyin. Bu istekleriniz sizin hayata tutunuşunuz, hayattaki idealinizdir. Haydi durmayın ideallerinizin peşinden koşun. Karşılığında bedel ödeseniz
de idealleriniz için yaşayın ve onları kimselere teslim etmeyin.Sizin hayalleriniz, sizin idealleriniz başkalarının gerçeği olmasın.Sizle başladı, sizde kalsın lütfen.
4.11.2019/Necati Dilek

Başarılı Olmak…

”Herkes, öyle ya da böyle bu hayatta başarılı olmak ister; fakat iş bedel ödemeye gelince pek çokları yan çizer. Bu yüzden hayatta herkes başarılı olamaz, tüm zorluklara sabırla katlanan ve başarı için bedel ödeyen kimseler hak ettiği başarıyı elde eder. Bunun için mücadele etmekten, bedel ödemekten asla korkmayın. Siz korktukça başarısız olmaya mahkumsunuz unutmayın.”

31.10.2019(ND)

Günün Sözü

”Başlamak için mükemmel olmak zorunda değilsin; fakat mükemmel olmak için başlamak zorundasın.” (Zig Ziglar)

Kitap ve Yaşam

Kitap, insanoğlunun yüzyıllardan beri ürettiği, üretmeye devam edeceği bir araçtır. Zaman zaman üzerindeki ilgisini yitirse de insanlar üzerindeki etkisi devam etmektedir. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin kitaplar olmaya,evimizin baş köşesine kurulmayı sürdüreceklerdir. Çünkü bu ilginin sebebi kitapların insanların hayatına dair sırlara ortak olmasından ileri gelmektedir. Bu sır ortaklığı devam ettiği müddetçe bu ilgi de devam edecektir.

Peki neydi bizi kitaplarla sır ortağı yapan şey?Etraflıca düşündüğümüz zaman bu sorunun cevabını rahatlıkla bulabiliriz. Fakat detaya inmeden baktığımızda pek de ortak bir nokta bulamayacağızdır.Öyleyse gelin bir de şu açıdan bakmayı deneyelim. Yazılı olan şeyler, tarihin eski dönemlerinden tutun da günümüze kadar hep el üstünde tutulmuştur. Okunmasa bile bir yerlerde korunma, saklanma ve sonraki kuşaklara aktarılma gayesi güdülmüştür. Tabi zaman zaman yakılıp yıkılan kitaplar yok değil tarihte, ama ben o durumları istisna kabul etmek istiyorum.İnsanlara inançlarını yaşamalarını kolaylaştırmak için gönderilen ilahi buyruklar, eski uygarlıkların ortaya koyduğu kitaplar, yakın tarihte ve son olarak günümüzde basılan kitaplar insanlar için hep bir önem teşkil etmiştir. Çünkü kitaplara yüklenen tarihi misyon(İnsanoğlunun yaşamını gelecek kuşaklara taşıma)onların önemini daha da artırmıştır. Okuyan, araştıran insanlara kapılarını sonuna dek açan kitaplar, okumayan ve
kendine düşman olan insanlara da hep korku olmuştur. Bu yüzden bu kimseler kitaplara mesafeli yaklaşmışlar, hatta onları yok etme, yasaklama gibi yöntemlere başvurmuşlardır.

Bu korkunun, kaçınmanın altında ise kitapların doğruları, gerçekleri anlatması yatmaktadır. Kendi düşüncelerinin doğru olmadığını görmek, bundan faydalanan insanların işine gelmez. Çünkü menfaatleri zedelenmiştir. Haliyle bilginin, doğruların gelecek kuşaklara aktarılmasında en büyük hizmeti yapan kitaplara elbette düşman olacaklardır. Ama gelin görün ki, bu insanların kitaplar karşısında hiç şansı olmamıştır. Çünkü kitaplar üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmiş, en ücra köşelere kadar kendilerini ulaştırmışlardı. Bu da her yerde kitapların esamisinin okunması sağlamıştır.
Milyonlarca kitap dünyanın dört bir yanına dağılıp insanların hayatına yön vermeye başlayınca insanlar onları okudu, bilgileri ve kültürleri arttı. Medeniyetin adım adım yükselmesine katkı sağladılar. Okuyan beyinler daha gerçekçi, daha bilimsel ve daha insancıl düşünmeye, araştırmaya başladılar. Bu da insanların kitaplara olan ilgisini daha artırdı.

Kitaplardan elde ettikleri bilgilerini doğru yönde kullanan insanlar, insanlık için yararlı nice buluşlara, yeniliklere imza attılar. Bunu kitapları okuyarak başardılar. Sonra yaptıklarını kağıda döküp sonraki nesillere aktardılar.Bu bilgi taşınması sonraki kuşakların çok işine yaradı. Onlar da aynı döngüyü devam ettirip nice kitaplara imza attılar. Sonrasında inanılmaz çoklukta kitaplar ortaya çıktı. O kitaplarda insanoğlunun yaşamına dair her şey mevcuttu. Bize ve bizden öncekilere dair merak ettiğimiz her şeyi kitaplar sayesinde öğrenebiliriz ve öğreniyoruz da. Hayatımızın bir aynası diyebiliriz
onlara. Yaşamımızda kendine bu kadar geniş yer edinen kitapları dost edinmeyi herhalde bu sebepten istemiş olsa gerek eskiler. Evet, eskilerin dediği gibi kitapları dost edinelim, onlara hayatımızda kocaman bir yer verelim. Çünkü biz onlara hayatımızda ne kadar fazla yer verirsek onlar bizden kat kat fazlasını vereceklerdir. Zaman zaman onları aşığını sadakatle bekleyen bir sevgiliye benzetiyorum. Onlarla ilgilenmeyip görmezden gelsek de bir gün ilgileneceğinizi düşünüp beklerler. Onlar için zaman ve şartların hiç önemi yoktur. Yeter ki bekledikleri ilgiyi gösterelim.Hiçbir koşulda
kapılarını açmamazlık etmeyen kitaplara gereken değeri gösterip yaşamımızdaki yerini iyi belleyelim. Kitapsız geçen koca bir ömrün eksik kalacağını, tatsız tuzsuz olacağını belirtmek isterim. Öyleyse bol bol okuyalım, bol bol okutalım sevgili dostlar benden söylemesi.
Sahi neden okumalıyız?

*Kelime hazinemizi artırıp kısır döngü cümleler kurmamak için.
*Dünyanın bizden ibaret olmadığını, başka başka hayatların da yaşama hakkı olduğunu öğrenmek ve öğretmek için.
*Sesi gür çıkanın her zaman haklı olmadığını göstermek, bunu haykırmak için.
*Etrafımızda farklı hayatların olduğunu, onların da en bizim kadar hak sahibi olduğunu anlatmak için.
*Haksızlıklara boyun eğmeyip hakkımızı aramak için
*Dünyanın en saygın mahkemelerinden de üstün bir mahkeme olan ”vicdan”ın içimizde kendine yer etmesini sağlamak için.
*Savaşların, insanları öldürmenin ne kadar gereksiz ve zahmetli olduğunu haykırmak için.
*Savaşa,kavgaya inat barış ve huzur içinde yaşamanın mümkün olduğunu bir bardak suda fırtına koparanlara anlatmak için.
* En önemlisi de kalemin her zaman kılıçtan keskin olduğunu öğretmek için okumalıyız.

Sevgili anneler-babalar, öğretmenler,öğrenciler, üzerinde sorumluluk taşıyan herkes lütfen kitap okuyalım, okutalım.Her şeyden çok okumaya,anlamaya ihtiyacımız var. Birbirimizi anlamıyoruz,
bağırıp çağırmakla yetiniyoruz. Ah bir okusak, hem birbirimizi anlayacağız hem de cümle dertlerimizi daha rahat çözeceğiz. Öyleyse ne duruyoruz, buyurun okumaya.

22.20.2019/ Necati Dilek

Sınavlarla İç İçe Hayatlar

Ülkemizin yıllardır değişmeyen yüzlerinden biri de hiç şüphesiz sınavlardır. Liselere girişten üniversiteye, üniversiteden memuriyete kadar hep sınavlar olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Çünkü ülkemizde bir yerlere gelmek istiyorsak kendimizi kanıtlamalı, diğer bir deyişle bunu hak etmeliyiz. Bunun yolu da yıllardır süregelen sınavlarda başarılı olmaktır.

Başarılı olmak için hemen hemen herkesin hayatının belli dönemlerinde gecesini gündüzüne katıp çalıştığını biliyorum. Hayatımızın merkezine yerleştirdiğimiz bu sınavlarla yatıp bunlarla kalkıyorduk adeta.Öyle ki, sırf sınavlarda başarılı olmak için akrabalarımızla,arkadaşlarımızla hatta işi abartıp ailemizle irtibatımızı kestiğimiz oluyor. Çalışmak çabalamak elbette güzel ama dünyayla irtibatımızı kesip hayatımızı kendimize zehir edecek kadar değil. Çünkü en güzel yıllarımızı sınavdan sınava koşarak harcamak hayat yolunda bize ağır kayıplar verdirecektir. Sadece sınav merkezli bir hayat kimseye iyi gelmez. Neticede hepimiz insanız. Bizim de sosyalleşmeye, gezip tozmaya hakkımız var. Buradan şunu da anlamamak gerekiyor: Dersi, sınavı bırakın, canınızın istediği gibi gezin tozun. Hayır, elbette böyle bir şeyi yapmayacağız. Yapmamız gereken hayatla sınav arasındaki dengeyi kurmayı bilmek.

Nasıl mı? Ne tamamen kendinizi dünyadan soyutlayıp kitapların arasına gömüleceksiniz ne de dersi,sınavı unutup gününüzü gün edeceksiniz.Bir insanı kendinden daha iyi kimse tanıyamaz. Onun için gerektiğinde kendinizi çalışma masasına oturtacak, gerektiğinde kafanızı dağıtmak için farklı sosyal etkinliklere katılım sağlayacaksınız. Bunların ne olduğuna ve ne zaman olacağına yine kendiniz karar vereceksiniz. Çünkü kalbinizi ve beyninizi en iyi tanıyan sizsiniz.Öyleyse kalbinizin ve beyninizin ne istediğine kulak vererek ama sınav gerçeğini de yok saymadan makul olan her şeyi rahatlıkla yapabilirsiniz.

Evet, ülkemizde sınavlar olmazsa olmazımız olarak karşımızda duruyor. Yükselmenin neredeyse tek şartı sınavlar. Ama bu demek değil ki, sınavlar her şeyden önemli. Böyle olmadığını lütfen aklınızın bir köşesine yerleştirin. Hayatta sizden,sağlığınızdan, daha önemli hiçbir şey yok. Sınavlarda başarılı olacağım diye kendinizi heba edip sağlığınızdan olmanın, psikolojinizi bozmanın geçerli bir mantığı yok. Öyleyse işe daha planlı yaklaşmamızda fayda olduğunu düşünüyorum.

Niyetimiz istediğimiz okula, bölüme veya işe girmek ise öncelikle ne istediğimizi belirlemekle işe başlayabiliriz. Sonra da hedeflerimizi gerçekleştirmek için kolları sıvayıp azimle çalışalım. Bunu yaparken kendimizi kandırmadan gerçekçi(olabilir)hedeflere yönelmemiz bizim yararımıza olacaktır.Başarıya ulaşmak için gecemizi gündüzümüze katmadan( Plansızca çalışıp yıpratmak)bir plan dahilinde
ve düzenli aralıklarla çalışmayı öneriyorum. Zamanla çalışmaya devam ettiğinizde hem daha az yorulmuş olacaksınız hem de çalışmalarınızdan yüksek verim aldığınızı göreceksiniz. Bu esnada yer yer olumsuzluklar peşinizi bırakmayacak.

Yılgınlık,isteksizlik ve başarısız olma duygusu sizinle at başı ilerleyecek. Yalnız burada size düşen umutsuzluğa kapılmadan, çalışmalarınızı sürdürmek olmalı. Zirve
yolunda ilerlerken ”Yokuşta akmayan ter, inişte gözyaşı olur.”felsefesiyle hareket edip mücadelenizi sonuna kadar sürdürün. Ve bir süre sonra emeklerinizin karşılığını istediğiniz okula, bölüme, mesleğe girerek almış olacaksınız. İşte o zaman bütün yorgunluklarınız uçup gidecek, sizden daha mutlusu olmayacak. Tabi bunun için önce kendinize inanın, sabırlı olun ve asla umutsuzluğa kapılmayın. Siz bir işe inanıp yola çıkarsanız, size inanlar da dalga dalga arkanızdan gelecektir. Sevgili öğrenciler,sınav emektarı arkadaşlar hepinize ”sınav” yolunda başarılar dilerim. Unutmayın ki:
”Başarı, başaracağım diyenindir.”
18.10.2019/ Necati Dilek

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑